20 Ağustos 2010 Cuma

Avrupa'da bir Gece


Bilindiği üzere dün akşam takımlarımız Uefa Avrupa Ligi play off maçlarına çıktı. Beşiktaş ise işini Salı günü görmüş,elini kolunu sallayarak Grup maçlarına gideceğinin sinyallerini vermişti. Dün akşam biraz dost sohbeti,biraz maçların üstüste gelmesi derken hiç bir maçı tam anlamda seyredemedim. Ama izlediğim bölümlerde gördüm ki Fenerbahçe önceki maçlara göre daha derli toplu,ilerlemiş bir görüntü çiziyor. Trabzon zaten ligin süpriz şekilde en hazır takımı.Galatasaray ise ne yaptığı belli olmaz bir görüntü çiziyor.
Her fırsatta Rijkaard'a burası İspanya değil mesajı gönderen yorumculura ifrit olurdum. Burası İspanya değil evet ama bizde "muasır medeniyetler" seviyesinde futbol oynamak istiyorsak bu adama bir kulak vermeliydik. Daha önce zaten yeterince adamın başını yedik. Ama aynı tas aynı hamam. 2-0 mağlubiyet arkasından "motive" edilmek istenen oyuncular! Teknik taktik falan önemli değil. Gaza gelsin yeter!
Yazılarını beğenerek okuduğum Borges kendi blogunda Haldun Üstünel tipi yöneticiliği eleştirmişti. Bir bakıma haklı olabilir tabi ama yerine Adnan Sezgin gelince insan sinirlenmiyor değil. Yıllardır futbol camiası içerisinde yer alan Adnan Sezgin hangi başarılı hareketi yapmış,Türk futboluna hangi katkıda bulunmuş bilemiyorum.Elbet bizim bilmediğimiz bir şeyler vardır.Lakin bir geçen seneki duruma bakıyorum bir de şimdiye.Geçen sene hiç değilse sezon biter bitmez Teknik Direktör alınmış,oyuncular da çok vakit kaybedilmeden transfer edilmişti. Bugün ise Lig başlamış,Avrupa Ligi tehlikeye girmiş ve hala iki oyuncu bekleniyor. Sonra da bu adamların çıkıp ilk maçta harikalar yaratmasını bekleyeceğiz.Sanki ülkeye,takıma ve en önemlisi topçu olmadıklarını iddia edecekleri Türk spor basınına adaptasyon süreci olmayacakmış gibi!
Maçın başında Sarp,Ayhan ve Barış'tan oluşan orta sahayı görünce zaten oldukça ümitsizdim. Maçtan aklımda kalan en etkili sahne ise skor 1-2 iken atak sonucu defansın uzaklaştırdığı topu kapan Barış'ın yaklaşık 30 metreden dağlara taşlara giden şutu oldu. Her zaman söyledim yine söylüyorum, Almanya'da yetişti diye 19-20 yaşında adamı alıp takıma katmak, altyapındaki gençleri ise satıp-savmak nasıl bir aklın ürünüdür. Barış'a verilen şans altyapıdaki bir gence verilseydi şimdi neler olurdu acaba? Mehmet Güven ilk aklıma gelen örnek.Aykut'un durumu apayrı. Tıpkı Volkan Demirel gibi bir maçta harikalar yaratıyor,takımı ateşliyor bazen ise "çıkıp çıkmamakta kararsız kalıp" takımı yakabiliyor. Orta saha zaten berbat buna bir de defansın içler acısı hali eklenince sonucun bu olması da kaçınılmaz oluyor.
Fenerbahçe dün rakibine kafa tutabildi. İstanbul'da işi kolay değil ama umut verici. Trabzon ise ona buna çarpıp başlayan atağın kurbanı oldu.Biraz da şans diyelim. Her şeye rağmen Galatasaray'ın rakibi diğer takımlarla karşılaştırılınca güçsüz. Bu anlamda bir umut var ama oynanan oyun düşünülünce o da kaybolup gidiyor...

Hiç yorum yok: