17 Ekim 2012 Çarşamba

Eğitim Şart!


Macaristan’a 3-1 yenildiğimiz maçın ardından açıklama yapan Abdullah Avcı, istifa edip etmeyeceğine  ilişkin bir soruyu ;“Türk futbolunun sorunu teknik direktör değiştirme sorunu değildir, eğitim sorunudur” diyerek cevapladı.

Sanırım şu hayattaki en kötü şey –en azından benim için – zekanın küçümsenmesi. Abdullah Avcı’nın açıklamalarını düşününce aklıma bir kaç soru geliyor?
  1. TFF eğitim direktörü Tolunay Kafkas mı yoksa Abdullah Avcı mı?
  2. Madem eğitim sorunu var, neden hedef gruptan 1. çıkmak olarak kondu?
  3. A milli takımda Avrupa’da oynayan/oynamış hatta oralarda yetişmiş ( eğitim eksiği olmayan ) oyuncular doğru kullanılıyor mu?
  4. Hedefi yanlış belirleyen, eğitimli(!) futbolculardan verim alamayan bir teknik direktörün oluşturacağı “eğitim sistemi” ne kadar başarılı olur?

Aslında Abdullah Avcı milli takımın başına geldiğinde sevinenlerdendim. Gençlerle çalışmış ve başarılı olmuş, İBB ile kendisinden söz ettirmiş bir teknik direktördü. Baktığımızda İBB nin en büyük özelliği “haddini bilerek” oynamasıydı. Nedense milli takımda daha farklı bir felsefe belirlerdi. 

Sanırım futbolda en çok tartışılan konulardan biri de  taktiği eldeki oyuncu grubu mu belirler yoksa teknik direktör kendi sistemini mi kurar? Söz konusu milli takım olunca, oyuncu grubuna uygun taktiğin ön plana çıkmasından yanayım.Çünkü milli takıma transfer yapmak çok da mümkün değil. ( başka milliyetten birini vatandaş yapmak gibi alternatifler mevcut tabi) Dolayısıyla “milli takım oyun tarzından” bahsetmek çok da mantıklı gelmiyor bana. Sonra bir de çıkıp “eğitim sorunu”ndan bahsetmek hiç samimi gelmiyor.  Eğitimlerinden yakındığın oyunculara bir oyun tarzı dayatmak ne kadar mantıklı?

Abdullah Avcı , sonuçlar ne olursa olsun futbol kamuoyunu -eğitimli/eğitimsiz farketmez- eldeki ile yapılabilecek en iyisini yaptığına ikna edemediği için başarısızdır ve Türk futbolunun geleceğini bu kişiye emanet etmek sorgulanmalıdır. Üstelik Selçuk İnan gibi bir oyuncuya taktiksel bir yer bulamamak, "rakibi iyi analiz ettik" dediği Hollanda maçında Robben'in karşısına Hamit'i koymak ve maç boyunca bundan vazgeçmemek gibi enteresan hamleleri varken.

Sonuç itibariyle şu çok açık ki Abdullah Avcı bir hayalkırıklığı yarattı. Ancak yine açık ki, şu an için o koltuğa ondan daha iyi bir aday da görünmüyor. Bir yandan da Avcı’nın da dediği gibi bu “yönetimsel” ve “altyapısal” sorunlar oldukça, kimin geldiği de önemli değil. Asıl sorgulanması gereken, bu sorunları bilerek ve çözme niyetiyle gelip de hedefi yanlış koyup, doğru hamleleri yapamamanın  futbolumuzun geleceği hakkında yarattığı karamsarlık. 

12 Ekim 2012 Cuma

Futbolun Dünü Bugünü !

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Bazıları için Kin 6 harftir: Futbol

Hiper Ligimiz başlayayazmışken, yayıncı kuruluşun reklamlarıyla kendimizden geçmiştik ki, Engin Baytar sağolsun, Cüneyt Çakır’la futbolseverleri de bir silkeleyip kendine getirdi. Engin’in hareketi üzerine birçok yorum yapıldı zaten. Dolayısıyla işin o kısmına çok girmeyeceğim. Engin’e söylenecek pek bir şey yok. Hani yatakta karısından başka bir kadınla yakalanan erkek bile belki durumunu anlatır ama Engin anlatamaz. En azından bana. Lakin benim bunun dışında takıldığım iki nokta var;

İlkine, aslında dünkü (14.08 ) Spor Servisinde değinilmiş. Malum mesai saatleri içinde kaldığından izleyemiyorum ama dün tesadüfen gece yayınlanan tekrarına geldim. Galatasaraylı taraftarların havaalanında Engin’i omuzlara almasını eleştiriyordu. Mevzunun kitlendiği nokta da bu işte. Her kör satıcının kör alıcısı olması durumu. Engin yaptığı için cezalandırılmıyor aksine omuzlara alınıyorsa, bu hatayı tekrarlamaması imkansız. Oysa hareketi gördüğümde, Engin takımını yalnız bıraktığı için taraftar tepki gösterse demiştim, mesela ilk lig maçında onu tribünlere çağırmasa! Ama ne mümkün, daha akşamında omuzlara almışlar..
Bir diğer konu ise Engin’in alacağı ceza üzerine olan yorumlar. Yukarıda işin sosyal tarafından bahsetmiştim. Eğer böyle şeyler yaparsa toplum dışlar, o takımı izlemez, oyuncuyu çağırmaz gibi. Ama burada işin TFF ve kulüp boyutuna girmek istiyorum biraz. Henüz ceza açıklanmadı bildiğim kadatrıyla ama her kafadan bir ses çıkıyor, Bülent Ataman örneği revaçta. Takımla ilişkisi kesilsin diyenler var, futboldan men edilsin diyenler. Bir de ne olmuş canım olur öyle arada diyenler.Tüm bunlar konuşulurken canımı en çok sıkan verilen örnekler. Emre Belözoğlu yapsa şöyle derdiniz ama Engin yapınca böyle oldu diyenler falan yani. Her olaydan sonra geçmişteki olaylar dökülür ortaya. “ama size 3 maç verdiler, bize niye 5 veriyorlar”, “siz yapsanız cezanız ertelenirdi bizimkini ertelemediler” vb...siz ve biz yerine herhangi bir takım adı koyabilirsiniz.

İşte benim kitlendiğim nokta tam da burada. Bu tip olaylardan sonra, ceza gündeme geldiğinde ortaya dökülen eski vakalar üzerinden rakibe yüklenmeler, kayırıldığını iddia etmeler. Bir tane adam da demiyor ki arkadaş şu verilen örneklerin hepsi yaşandı. Geçen sene bize haksızlık edildi ama önceki sene de kayırıldık sanki. Her takım dönem dönem kayırılırken, dönem dönem haksızlığa uğruyor. Yani aslında taraftarlar yöneticilerin kendi başarısızlıklarını örtmek için yarattığı mağduriyet durumuna kurban ediliyor.

Ey taraftarlar! Kabul edin, sizin takımınız lehine de haksız penaltı verildiği oldu, rakip takımın da,ofsayttan attığınız golün sayılmadığı da oldu tıpkı rakip takım gibi... ve bu mağduriyete uğramış psikolojisinden vazgeçin.  Ve futbolu çirkinleştirenleri bu oyundan dışlayın,sizin takımınızdan olsa bile.

3 Ağustos 2012 Cuma

Basketbolda Genç Yetenekler Keşfediliyor!

Basketbol benim için bir tutku ve bu tutkumu herkes görmeli diyorsan; Nike senin için burada...

Basketbolda sıkı bir rakip olduğunu ve kazanmayı herkesten çok istediğini biliyoruz. İyi oynuyorsun, kendine güveniyorsun ve hayallerindeki basketbolcular gibi büyük oynamak istiyorsun...

Basketbol tutkun için yapman gerekenler 3 ayrı şehirde yapılacak seçmelere katılarak, kendini basketbol dünyasına kanıtlamak. Sinan Güler gibi tutkunu içinde hisset, mücadele et ve oyununu herkese göster,  sadece profesyonel basketbolcuların tecrübe ettiği Amerika hayaline bir adım daha yaklaş.

Yeteneklerini herkesle paylaşıp beğeni toplamak istemez misin? Şut at, turnikeye çık ve top hakimiyetini video ve fotoğrafla kanıtlayıp kendi sesinle profilinde yayınla, arkadaşlarınla anında paylaş.

Hayal ettiklerin için seni burada bekliyoruz: http://www.facebook.com/nikebasketballturkiye/app_328774483875994



Bir bumads advertorial içeriğidir.

19 Haziran 2012 Salı

Yeni Liverpool Forması

Kesin olmamakla birlikte yeni Liverpool formaları arasında buna benzer bir tasarım görürseniz şaşırmayın!

Haberin kaynağı: Who ate all the pies

8 Haziran 2012 Cuma

Başlıyor...

Başlıyor da bana mı başlıyor? tepkilerini verenler çıkacaktır mutlaka. Görüşüme göre, belki de tarihimizin bireysel anlamda en azından en iyi orta saha oyuncularına sahip olan milli takımımızın burada boy gösteremeyecek olması can sıkıcı gelebilir elbet. Şöyle bir düşünelim, Hamit-Nuri-Mehmet Topal-Arda, bakıldığında La Liga da Barcelona hariç en iyi takımlarda boy gösteriyorlar. Ben bazen Fildişi Sahillerine benzetiyorum Türk milli takımını, bireysel anlamda başarılı olup, milli takım olamama olgusu...

Her neyse, tabi ki her futbolsever gibi, Türkiye olsun ya da olmasın, sabırsızlıkla bekledik bu anı. Polonya-Yunanistan gibi enteresan bir maçla başlayacak olması da ayrı bir can sıkıntısı yaratabilir. Ancak, futbol bu, beklenenin aksine de çıkabilir her şey. Ama en büyük merak konusu yarınki maçlar, Almanya,Portekiz ve Hollanda üçlüsünden biri elenecek bu grupta. Danimarka yı da hor görmemek lazım tabi, işleri çok zor olacak ama bu aşikar. Favori yine İspanya sanıyorum ancak ben bu kez Almanyanın bu kupayı kazanabileceğini düşünüyorum. En merakla beklediğim bireysel performans ise, geçtiğimiz sezonda İngilterede olağanüstü işler yapmış olan Robin Van Persie olacak. O formu devam ederse, Arsenal li Song un da yerini alabilecek Schneider de varken, Hollanda neler yapamaz ki diye de düşünüyorum. Walcott ile Robben i kıyaslamıyorum bile.

Değişik bir sezon oldu bizim için, olmaya da devam ediyor aslında, ama bu yaklaşık 1 aylık turnuva her şeyin rengini değiştirecektir bir anda, futbol tutkunları için...

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Şampiyonların hafta sonu..


Uzun zaman oldu birşeyler karalamayalı.. Türk futbolundaki gelişmeler, başka bir deyişle gerilemeler de çok etkiliydi tabi buraya birşey yazamamakta.. Ama geçtiğimiz hafta sonu artık "Yaz!" dedi bana..

Türk futbol tarihinin belki de en önemli derbisi oynandı Cumartesi akşamı, şampiyonu ilan edecek karşılaşma.. Maçla ilgili söylenecek fazla kelime yok zaten, maçın stresini omuzlarında sürekli taşıyan iki takım ve pozisyona girmeden, pozisyon vermeden kazanılan bir şampiyonluk.. Zaten şampiyon olması gereken taraftı bence Galatasaray ve sürpriz olmadı benim adıma.. Tebrik ediyorum.. Kupa verme rezaletine değinmeyeyim diyorum ama, "Can güvenliğinizi sağlayamam" açıklaması da bir validen geliyorsa, buna "Rezalet" demekle yetinmek lazım...

Gelelim benim açımdan daha büyük güne.. Rize de beraberlik kovalayan Akhisar Belediye, geçen sezon Bank Asya ya yükselen, bir sezon orada tutunmayı öğrenen ve hızla yükselen bir takım.. 1 puan yetecekti Süper Lig e uzanmaya. Maçın son dakikalarında gelen gol ve Elazığsporun mağlubiyeti bir de şampiyonluk ekledi Akhisarspor a.. Tebrik etmekle kalmıyorum, emeği geçenlere sonsuz teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum.. Hayal bile değildi bizim küçüklüğümüzde bu, ama bunu şu an yaşıyor olmak inanın çok gurur verici.. Şunu da ekleyeyim, damarlarımda siyah-beyaz kan aktığı sürece, Akhisarspor adına da desteğimi sonuna kadar vereceğim. İki takım birden tutulur mu? Orası biraz karışık ama gönül bağı denen de bir gerçek var ortada.. Kalıcı olmalarını diliyorum tüm kalbimle, olamasalar bile, bu başarı küçümsenemez!!

Akhisar şampiyonluğunun ardından Manchester City acaba 5 lemiş mi diye maça bir bakayım dedim. Dakika 87, ve QPR 2-1 önde, şok oldum.. Ama asıl şok yeni başlıyordu, önce Dzeko ardından Agüero şampiyonluk gollerini atıyor; tribündeki gözyaşları daha da şiddetleniyor ve mutluluğa akıyorlardı.. 44 yıl sonra Manchester maviye boyanmıştı bir anda.. Bunu da gördüm ya, bu hafta sonu benim adıma çok eğlenceliydi..

Tekrar tebrikler herkese.. Ayakta alkışlarım Akhisara!!



15 Mart 2012 Perşembe

Futbol Yorumculuğu

Bilenler bilir, Bugün Tv de Canlı Gool programında bir taraftar programında yer alıyorum. Ondan olsa gerek aşağıdaki mail oldukça ilgimi çekti ve paylaşmak istedim. Maili yazan Ali Fikri Işık Bey oldukça doğru bir yaklaşımda bulunmuş. Oyuna değil de oyuncuya odaklanmak ne kadar doğru? Yorum sizin...

Aşağıdaki yazı Kuyerel oluşumunun mail grubundan alıntıdır;

Futbol yorumculuğu!
Futbol yorumcuları maç veya oyun analizinden bahsettiklerinde, çoğunlukla oyuncunun oyun içindeki rastlantısal tutumunun o ‘’mubah’’ anlamlarını kastederler. Eleştiri adı ‘’oyun’’ olan nesneyle uyumlu olmak zorunda değil; daha çok ve genellikle, yorum erbabının oyuncunun ayaklarlarıyla kalem ve kelam ettiği/ oynattığı bir serbest atış gölgesidir. Bu zihniyet oyuncudan ‘’oyuna’’ geçmeyi bir türlü beceremez! Zor iş.
Gördüklerini nakletmek dururken, kim gördüklerinin üstüne düşünecek ki? Düşünce hala peş para etmiyor bu memlekette.
Söz gelimi bu cemaate göre, futbol oyununun ‘’yerleşik’’ göstergeleri filan yoktur. Oyun belli bir anlam taşımadığı için, yirmi iki oyuncunun belirsizlikler taşıyan bütün hareketleri gibi, oyun da çoğul ve dağınıktır; yorum, aralarında kendi yolunu belirleyebileceği bitmez tükenmez bir işaretler dokusu ve izlekleri, dikiş yeri görünmeyen bir kod ve gizemler örgüsüdür.
Başlangıçlar ve sonlar olmadığı içindir ki, tersine çevrilemeyecek hiçbir sıralama, size hangisinin daha önemli ya da önemsiz olduğunu söyleyebilecek ‘’akli düzeyler’’ hiyerarşisi de yoktur.
Eğer bu doğruysa bütün maçlar/ oyunlar bir başka maç ve oyunlardan örülmüştür. Her bir oyun yekdiğerinin kötü bir ‘’taklididir’’ ve her pas, her şut, her araya koşu veya her hava topu, bir önceki maçın yeniden işlenmesinden başka bir şey değildir. Fark sadece oyuncunun hünerli ayaklarındadır!
Dilime dolamaktan vazgeçtiğimi söylemiştim ama galiba bu sözümü artık tutamayacağım, Ntvspor da yayınlanan ‘’yüzde yüz futbol’’ adı programda Dilmen, yine tüylerimi diken diken eden laflar etmeye devam ediyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, hangi yazıyı okur ya da hangi programı izlerseniz izleyin, benzer mantık, yine benzer laflarla karşımıza çıkıyor.
Dilmen, bu zihniyetin ‘’ikonu’’ olduğu için adını anmak durumunda kalıyorum. BJK Orduspor maçını ‘’refikiyle’’ birlikte değerlendirirken, Holosko’ nun Mustafa Pektemekten daha iyi olduğunu söylüyordu. Olabilir, Hakikaten de Holosko daha iyi olabilir? Ama nasıl? Holoskoya özel bir ayrıcalığın atfedilebilmesi için elde kim somut verilerin bulunması lazım gelmez mi?
Her durumdan ve rakipten bağımsız olarak Holosko’nun Pektemek’ten topla daha iyi buluşması gerekmez mi; hatta her ‘’durum’’ ve her ‘’rakibe’’ rağmen her seferinde bu performansı sergilemesi gibi bir ‘’standart’ ‘’a ulaşması lazım. Yine her durumda daha iyi sıçraması, daha iyi kafaya çıkması, daha iyi ara koşular yapması, daha iyi sprint, daha iyi şut, daha iyi defansif görev ve daha ‘’aktif’’ hücumcu niteliklerle donanmış olması şart değil mi?
Bunlar yetmez, her durumda topu daha iyi kontrol etmesi, her pozisyonda en iyi ‘’seçeneğe’’ karar vermesi ve her pozisyon düzeyinin en işlevsel, en hayati ‘’bağlantısı’’ olmaya devam etmesi gerekmez mi?
Eğer oyunu, futbolcunun oynadığı şeye indirgerseniz ortaya sonu gelmez bu abukluklar çıkar. Oyun belirgin bir anlama sahip olmadığı için, Dilmen, Holosko ve Pekmetek mukayesesini oyunun anlamı içinde ve bu oyun için taşıdıkları değerlere bağlı kalmaksızın, keyfi bir rastlantılar dizisi içinde kıyaslıyor ve ‘’keyfi’’ sonuçlara ulaşıyor.
Oysa eleştirinin, oyuncunun yetenek şifrelerini çözmek gibi bir görevi yoktur; oyunun her düzeydeki ‘’şifrelerin’’i çözmek gibi görevi vardır. Asıl olan bir oyuncunun ayak hünerleri değil, bir diğer oyuncuyla ‘’tanımlanmış’’ ilişkileridir. Bir merkeze indirgenmiş bu işbirliğine kimin daha çok uyum gösterip göstermediğidir. Merkezi tanımlamadan dişlinin işlevine/ işlevsizliğine nasıl karar verebilirsiniz ki?
Türkiye futbolu için eleştirinin radikal bir fark yarabilmesi, odağını değiştirmesine bağlıdır; Oyuncuya odaklanan gözlem ve düşünce, oyuna dönmek zorunda. Oyuncunun kum gibi kaynayan, rastlantısal ‘’hünerine’’ odaklanan gözler, geçici bir süreliğine, oyunun merkezi aklına odaklanmalı.
Hep birlikte oyuncunun ‘’ölümüne’’ karar vermeliyiz. Oyuncuyu var eden oyundur. Oyuncuyu öldürmeden oyunu var edemezseniz.

Ali Fikri Işık

27 Ocak 2012 Cuma

Şikeden boşalacak zehirli kan..

Nerede ve ne zaman okuduğumu hatırlamıyorum ama bir pazarlama bloguydundaydı sanırım.Aklımda kaldığı kadarıyla yazayım.Hikaye şöyle ;

Bir şirket köpek maması çıkarmaya karar verir. Yönetim kurulu toplanır. Logoya,renklere, isme, kutunun şekline, fiyatına, nerelerde satılacağına karar verir. Reklam kampanyasının ardından ürün rafa çıkar ve ilk hafta yok satar. Ancak takip eden haftada yaprak kıpırdamaz.Yönetim kurulu tekrar toplanır. Reklamın yoğunluğunu arttırırlar ama fayda etmez 1 alana 1 bedave derler ama değişen bir şey olmaz. Yönetim şoktadır. Hararetli bir şekilde ne yapacaklarını tartışırlarken stajyer dayanamaz ve bağırır; müdür bey, mamanın tadı kötü..

Köpek maması yerine Futbol desek, Genel Kurulu da örneğimizdeki toplantılara benzerebiliriz herhalde..sonuç itibariyle bu ligin tadı bozuk beyler..

Hadi futboldan anlamıyorsunuz, hepiniz iş adamısınız pazarlama nedir onu da mı bilmiyorsunuz..bu şartlarda hangi marka değerinden bahsediyorsunuz..şike iddiaları altında, şike yapıldığı iddia edenleri düşürmeme girişiminizle neyi korumaya çalıştığınızı anlamak güç.

Bu girişimin geri tepmesi içimi rahatlatmadı çünkü o genel kurulda mantaliteyi de görmüş olduk.

Fenerbahçesiz bir lig mümkün mü?

İddialar Fenerbahçe üzerinde yoğunlaştı. Daha doğrusu ilgili iddianamede adı geçen en önemli kulüp Fenerbahçe. Önemi ise ‘futbolun ekonomisi’. . Bu durum, Mortgage kirizi misali, değerinin kat be kat üstende alıcı bulunan Süpper Ligimiz için bir büyük bir tehdit oluşturdu doğal olarak.

İlgisi olanlar zaten kulüplerin ne zaman batacağını merak ediyordu. Şimdi takke düştü kel göründü. Kendi başarısızlıklarını Fenerbahçesiz bir lige yıkıyorlar. En çok hasılatı Fenerbahçe, Galatasaray,Beşiktaş maçlarında kazandıklarından, havuzun lokomotifi bu takımlar olduklarından onlardan vazgeçemiyorlar.

Ola ki ligden düşerse, Fenerbahçe taraftarı maddi zararın en azda kalmasına yardımcı olacaktır. Ama Fenerbahçe maçı hasılatından yoksun kalacak takımlar, havuzda değerini bulunca dımdızlak kalacaklar. Şike bulaşmış bir ligin alıcısının kim olacağını ise soran yok! Balık hafızalı bir milletiz ne de olsa.

Her ne olursa olsun ben bu işten çok sıkıldım, futboldan soğudum. Bir yandan süperi böyleyse amatörü nasıldır diyorum ama yine de oradaki o ruh beni çekiyor. Alt ligleri izlemek, kendini bir üst lige atmaya çalışanların çabası, artık ununu elemiş eleğini asmış “abi”lerin futbol keyfi..şu günlerde kendime sormadan da edemiyorum, o en şaşaalı zamanında, yaşadığım kentin takımı Kocaelispor u neden tutmadım diye..gerçi artık o da kalmadı ya..Nasıl bir çözüm bulurum bilmiyorum ama bu ligin alıcısı olmayacağım kesin.. taa ki adaletine inanana ve taraftarın direk katkısı artana kadar...taraftarın kendi yöneteceği takım kurulana kadar..

Son olarak, Hrant Dink’e de selam ederek ; şikeden boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, futbolun taraftar ile kuracağı asil damarında mevcuttur...

12 Ocak 2012 Perşembe

Takımın için Pedal Çevir



Uzun zamandır yazmıyordum. Ta ki bu heyecanlandırıcı haberi alana kadar.

Bizimkiler taraftarı stada almayadursun, o özendiğimiz ve benzemeye çalıştığımız İngiltere'de bakın neler oluyor.

Daha önce bu blogda bahsettiğim, logomuzda da adını barındıran ve benim için Galatasaray kadar hatta belki daha önce gelen Stockport County taraftarları düzenledikleri kampanya ile takımları için para toplamaya giriştiler.Şöyle ki;
17 Mayıs 2012 de Blue Square Premier League de oynanacak Southport - Stockport karşılaşmasına Stockport taraftarları bisikletle gidecekler. Ne alakası var demeyin, tam 46.7 mil yani 75 km lik bir yoldan bahsediyoruz. Etkinlik Stocport County taraftarları ve St Annice Hospice (ağır hasta ve yakınlarına yardım eden bir kuruluş)ortaklığıyla düzenleniyor. Katılım 15 pound ve kazanılan para St Annice ve Stockport County arasında eşit olarak paylaşılacak. Bu etkinliğe rakip takım Southport da kayıtsız kalmamış ve bu yolla gelenlerin maça ücretsiz gireceğini açıklamış. Dönüş yolunda bisikletlerin nakliyesi için de sponsor bulunmuş.

Bizim kulüpler decoder,forma,kombine den başka proje üretemezken, en "yaratıcı" projenin HES lerden para kazanmak olduğu bir ortamda, taraftarıyla bütünleşip, dayanışma,üretim ve eğlenme faktörlerinden oluşan bu tip projelerin benzerlerini bizler de görürüz umarım.

Kaçınılmaz gerçek şudur ki, Türkiye'de futbolun kurtuluşu, takımlarını satın alan geniş tabanlı taraftar derneklerinin kurulmasına bağlıdır.