27 Mart 2013 Çarşamba

İngiltere Ulusal Futbol Müzesi

Facebook’tan twitter’dan takip edenler zaten görmüştür ama buraya da not düşmekte fayda var. Yıllık iznimin bir bölümünü “futbolun beşiğinde” geçirdim. Malum, güzel anılarla döndüm. Tesadüf o ya, Manchester’da Ulusal Futbol Müzesi açılmış. Gittim gördüm.
Geçmiş yılların başarıları, oyuncuları, malzemeleri, kupa tarihleri ve hatta moda ikonu olmuş futbolcular. Takımların takma adları, işçi takımları, pub orijinli takımlar, futboldaki gay mücadelesi ( Justin Fashanu ) ve futbola dair birçok şey. Euro 96 bölümünde, katılan ülkelerde Türkiye'yi görmek de mümkün. Bir de Antalya'da yapılan veteranlar turnuvasına ait bir ödül.
Neyse, ben susayım da fotolar konuşsun..



Rivayet odur ki, internetin olmadığı, telefonun lüks olduğu yıllarda,  basın tribünün üstü güvercin dolarmış. Maçla ilil yorumlar, sonuçlar gazeteye güvercinle gönderilmiş. Bugün yaşadığımızı düşünsenize, dünyanın öbür ucundaki bir amatör lig maçının sonucuna anında ulaşabiliyoruz!


King Eric, üstte Fergie, altta Neville, Beckham,Butt..Micheal Browne, Cantona'ya bu resimden bahseder ve Cantona yakından ilgi göstererek, resmi satın alır!


George Best'le ilgili bir çok şey duymuştum. Ama Beckham'dan çok önceleri bir "ikon" olduğunu algılayamamışım. Meğer, giyim kuşamıyla da bir marka imiş.


Gazza, italyan mafya adamlarını andıran bir poz. Lazio'da oynamış olmasına şaşmamalı. Good -Fellas'taki Joe Pesci'yi andırıyor. 2000 senesinde Everton'a transfer olduğunda, sezon öncesi Tranmere Rovers ile yapılan hazırlık maçında canlı izleme şansı bulduğum efsane. Sanırım kırmızı kart görüp atılmıştı.

Ve bir gurur tablosu..Premier League kupası ellerimde.. ( 5 poundu veren herkesin yapabildiği bir şey..)

26 Aralık 2012 Çarşamba

Kocaman Bir Adam


Taksime takılanlar bilir, Hazzopulo pasajının ( Nam-ı diğer Danışman Geçidi) içinde çaycılar vardır. Mustafa Amca bunların en eskisi ve en güzelidir. Birkaç masa ve küçük taburede sessiz sakin çayınızı içer gazetenizi okurdunuz eskiden. Sonra nasıl olduğunu anlayamadan bir anda popüler bir hale geldi orası. Çaycı nın adının Mustafa Amca Jeans olması da günümüz kahve evi zincirlerine bir nazire olarak kondu oraya. Artık yer bulmak namümkündü!

İşte, zar zor yer bulabildiğimiz günlerden birinde, oradaki potansiyeli farketmiş başka bir girişimcinin, bir kitabevinin önündeki “ucuz” kitaplardan birine takıldı gözüm: “Futbol nedir ki?”. İşte Barış Tut’la tanışmam böyle oldu. Ve sonra öğrendim ki, kendisi aynı zamanda İthaki Yayınlarının futbol kültürü serisinin de yaratıcısı. Türkiye’de bir spor adamı hakkında yazılmış muhtemelen tek kitapla da seriye katkı yapmış; “Kocaman Bir Adam: Sıradışı Bir Teknik Direktörün Portresi”.

Daha önce blogda bahsettiğim Ajax,Barcelona,Cruyff kitabından esinlenerek bir kitap yazmaya karar vermiş ve o dönemin en dikkat çeken spor adamı Aykut Kocaman’ı seçmiş. Aykut Kocaman, İstanbulspor’un  başındayken onunla –yanlış hatırlamıyorsam- 9 ay süresince yaptığı röportajları derlemiş.
Kitabı okuyalı oldukça uzun zaman oldu ancak hatırladığım şeylerden birisi Barış Tut’un Aykut Kocaman’ı futbol çölümüzde bir vaha olarak değerlendirmesi. Aykut Kocaman’ın o zaman İstanbulspor’a oynatmaya çalıştığı pozitif futbolu, elde ettiği başarıları ve demeçlerini hatırlayıp da bugüne bakınca, derin bir iç çekesi geliyor insanın. 

El ile atılan golden sonra, rakibimizi böyle bir golle yenmek istemezdim demesinden, Konyaspor’un başındayken, bu defa kendi takımına hem de Fenerbahçe’nin elle attığı golden sonra istifa etmesine kadar, bu dibine kadar çamura batmış futbol alemimizde dik ve onurlu bir duruş sergilemiş bir adamdı Aykut Kocaman. Hayat ne acıdır ki “temiz futbolun” bayraktarlığını yapan Aykut Kocaman’ın takımı, ülkede ilk defa yapılan Şike Soruşturmasının merkezindeydi ve Şampiyonlar Ligi hakkı elinden alındı.
Daha sonra Aykut Kocaman’a da bir şeyler oldu. O da düzene ayak uydurmaya başladı ve “hakemler artık kimin yanında durmaları gerektiğini biliyorlar”( galatasaray’ı kastederek) gibi bir açıklama yaptı. O andan itibaren benim için temiz futbol bayraktarlığına da son verdi. Çünkü burada 3 Temmuz süreciyle Fenerbahçe'nin sendelemesi üzerine hakemler tarafından kollanmıyor olmasından şikayetçi olmuş gibi bir ima çıkıyordu. Yani Fenerbahçe 3 Temmuz sürecinden önce kollanıyor muydu? Aykut Kocaman değil miydi, Anelka'nın el ile attığı golden sonra istifa eden. ( Bir görüşe göre de İstanbulspor'da görev yaparken, dönemin başkanı Adnan Sezgin, teşvik primlerini Aykut Kocaman'ın gözü önünde dağıtıyordu ve yine Selçuk Şahin'in Altay maçıyla ilgili aldığı teşvik primi olayı da onun döneminde gerçekleşti. )

Peki Aykut Kocaman iyi bir teknik direktör mü?


Bugüne kadar çalıştırdığı İstanbulspor, Malatyaspor ve Ankaraspor futbol aleminden silindi desek yeridir. İstanbulspor 2’ye bölündü, Malatyaspor, Yeni Malatya oldu ve Ankaraspor cezalar nedeniyle küme düşürüldü. Konyaspor ise PTT 1. Ligde.

Fenerbahçe sürecine baktığımızda ise sportif direktör olarak başladığı görevine bir sene sonra teknik direktör olarak devam etti. Sportif direktör iken, yetki ve görev tanımının ne olduğunu tam olarak bilmediğinden dert yanarken kendini kulübede bulması sanırım kendisinin hoşuna gitmiştir. Ancak gelinen nokta gösterdi ki keşke orada kalsaydı. ( belki de kalacaktır!)

Pazarlama okurken bize, kabaca, strateji varmak istediğiniz nokta, taktik ise ulaşma istediğiniz o noktaya erişmek için yaptığınız davranışlardır diye öğretmişlerdi.Buradan yola çıkarsak; Aykut Kocaman’ın stratejisi, öncelikle Zico dönemindeki sıkıcı ama başarı getiren futbol kültürünü değiştirmekti.  Başarı kazanmak bunun ardından geldiği için taktiksel hamlelerini de buna uygun yaptı. Alınan futbolcular, öne geçilince dönülen 4-3-3 formasyonu ve şampiyon olunan sezonun ilk bölümünde Alex’in oynatılmaması ve günümüzde gönderilmesinin ana sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Ancak demin de dediğim gibi uzun vadeli bu hedefi  koyarken, kısa vadeli hedeflere uygun hamleleri yapmakta zayıf kaldığı da saha içerisindeki sonuçlara ve oyun tarzına bakılınca da görülebiliyor. Öne geçince geri çekilen, tabiri caizse korkak oynayan bir takım kimseyi mutlu etmiyor. Ama şampiyon olduğu 2011'de ikinci yarı 17'de 16 yapması, 2012'de paly-off ta yaptığı çıkışı düşününce uzun soluklu düşünebildiği ve ona göre planlama yaptığı da ortada.

Sonuç itibariyle, Aykut Kocaman, kulübede günü kurtaracak bir teknik direktör  konumundan, Fenerbahçe’nin futbol geleceğini planlayan bir  sportif direktör konumuna geri dönerse, her iki kurum ve hatta belki de Türk futbolu açısından çok daha iyi bir sonuç ortaya çıkacaktır. Hem Aykut Kocaman değil midir ki ,yöneticiler futbolun içinden gelen kişiler olmalı diyen!



Kitap: Kocaman Bir Adam: Sıradışı Bir Teknik Direktörün Portresi 

İthaki Yayınları ,380 sayfa Yazar : Barış Tut

10 Aralık 2012 Pazartesi

Futbol Dünyayı Nasıl Açıklar - Futbol Kitapları



Yazıyı yazmadan önce google'da bir arattım. Kitapla ilgili birkaç yazı mevcut. Ama benim bir amacımın da futbol kitapları arşivi yapmak olduğu düşünülürse, acele etmeden okuyup, yazıyorum.

Belirttiğim gibi kitabın içeriğiyle ilgili yazılar zaten mevcut. Benim görüşümü merak ediyorsanız, kitap, Futbol Asla Sadece Futbol Değildir'in kötü bir kopyası. Zaten Franklin Foer de kitabı yazarken, Simon Kuper'in kitabından etkilendiğini yazmış. Her iki kitapta'da Rangers-Celtic gibi ortak konular olduğu gibi, farklı alanlar da mevcut. Futbol'un bir oyun olmaktan çıkıp nasıl hayatın merkezine geldiğine ve dair çeşitli örnekler mevcut. Her ne kadar kötü bir kopya dediysem de keyif almadığımı söyleyemem.

Her 2 kitabı da okuduktan ve Futbolun sadece futbol olmadığını anlayıp, dünyayı açıklayan bir unsur olduğuna ikna olduktan sonra beni bir efkar sarmıyor değil. Mesela, böyle bir duygu ortamında futbol taraftarı nasıl sağduyuya sahip olabilir ki? Rakip takım taraftarından ölesiye nefret ederken, rakibe saygı duymasını, olay çıkarmamasını beklemek mümkün mü? Herkesin bu kadar tutkuyla bağlı olduğu bir alanda, endüstriyelliğe karşı amatör ruh korunabilir mi? Futbol temiz kalabilir mi? Takımların yöneticlerin oyuncağı olmasından kurtulunabilinir mi?

Bence çok zor. Çünkü ne olursa olsun, biz tuttuğumuz takımı bir şekilde, bir yerlerden izleyeceğiz ve destekleyeceğiz..böyle yaparak da bu değirmene su taşımaya devam edeceğiz..işte bu kitap, bende bu duyguyu tetikledi..bakalım siz de nasıl bir duygu yaratacak?

Futbol Dünyayı Nasıl Açıklar - Franklin Foer
İthaki Yayınları
Çevirmen : Harun ismail Çırak

30 Kasım 2012 Cuma

Red Bull Seni #kalkispistine Çağırıyor!

Eğer gerçekten inanırsan o zaman herşey mümkün. Uçmaya hazır mısın?
Sıra sende!


En muhteşem fikrini videoda anlat; jüri değerlendirmesiyle gerçeğe bir adım daha yaklaş!
Şimdi uçmaya hazırsan gel ve kanatlarını al.
www.kalkispisti.redbull.com.tr/kalkispisti
Red Bull dünyasını keşfetmek için: Red Bull #kanatlandirir

Bir bumads advertorial içeriğidir.

20 Kasım 2012 Salı

Yüzünün değerini bilenlerin kulübü: MACH3 Yüzler Kulübü!


gillette
Futbolseverler iyi bilir; bir futbolcunun en büyük hayali kariyeri boyunca 100 gol atıp ya da 100 kez milli formayı giyip Yüzler Kulübü’ne, yani futbol dünyasının en prestijli kulübüne adım atmaktır. Her futbolcu için Yüzler Kulübü’nde yer almak büyük bir ayrıcalıktır.

Gillette’in Türk erkeklerine büyük hizmeti: MACH3 Yüzler Kulübü!

Dünya’nın 1 numaralı tıraş bıçağı markası Gillette, yüzüne değer veren erkekler için MACH3 Yüzler Kulübü’nü yarattı. Yüzler Kulübü’nde artık sadece futbolcular değil, yüzünün değerini bilen futbolseverler de yer alabilecek.

Peki MACH3 Yüzler Kulübü erkeğini farklı kılan şey ne?

Bir erkeğin yüzü aynı zamanda onun kartvizitidir. MACH3 Yüzler Kulübü erkeği kusursuz bir sakal tıraşını kariyerinin önemli bir parçası olarak görür ve seçimini MACH3’ten yana kullanır. MACH3 Yüzler Kulübü erkeği aynı zamanda tarz sahibidir ve spora aşkla bağlıdır. Başarının detaylarda saklı olduğunu bilen MACH3 Yüzler Kulübü erkeği mükemmel bir sakal tıraşının keyfini MACH3 ile çıkarır.

MACH3 Yüzler Kulübü’nde erkekleri hangi sürprizler bekliyor?

Facebook Gillette Türkiye sayfasını ziyaret edip videosunu oluşturmaya başlayan futbolseverler MACH3 Yüzler Kulübü’ne ilk adımı atacak. Videonun içinde Ercan Taner’in hazırlayıp sunduğu 5’te 5 programına bağlanıp 5 soruyu cevaplayan MACH3 Yüzler Kulübü üyeleri, Gillette MACH3 tıraş seti, imzalı futbol topu ve isminin yazılı olduğu forma kazanma şansını elde edecek.

Henüz bitmedi!

Videonun sonunda bugüne kadar hiç unutamadığı efsane bir golden bahsedip MACH3 Yüzler Kulübü’nün büyük ödülünü kazanan üyeler, NTV stüdyolarına konuk olma ve Ercan Taner’in 5’te 5 programında özel misafiri olma şansını yakalayacak.

MACH3 Yüzler Kulübü, kendinden uzun süre söz ettirecek gibi görünüyor. Sen hala burada mısın? Haydi hemen Gillette Türkiye facebook sayfamızı ziyaret ederek videonu oluşturmaya başla ve Ercan Taner’in sorularını cevapla. Videonu arkadaşlarınla paylaşarak MACH3 Yüzler Kulübü’nün ayrıcalıklı dünyasındaki yerini al ve sana özel sürprizlerin keyfini çıkarmaya başla.




Bir bumads advertorial içeriğidir.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Metin Kurt Diyalektiği

13 Kasım akşamı Devrimci Spor Emekçileri Sendikası'nın düzenlediği Metin Kurt anması etkinliğine katıldım. Türkiye’de spor sendikası denince akla gelen ilk isimlerden birisi şüphesi ki Metin Kurt. Uzun mücadelesinin sonunda sendika için gerekli temel oluşmuşken aramızdan ayrıldı. Onunla birlikte yola çıkanlar, aramızdan ayrılmasıyla Metin Kurt’un açtığı yoldan ilerleme konusunda daha bir kararlılıkla devam edip, sendikalaşma yolunda emin adımlarla ilerliyorlar.

İş dönüşü bir akşamı futbolla doldurmak için katıldığım etkinliğin bende böylesine etkileyici bir iz bırakacağını tahmin etmemiştim.

Etkinlik sendika temsilcisinin konuşmasının ardından ‘muhalif’ taraftar grubu temsilcileriyle devam etti. Galatasaray’ın Tek Yumruk grubu adına konuşan arkadaş, “Endüstriyel futbola karşı tribün kültürü lafı güzel duruyor  tamam ama altının doldurulması gerekiyor” diyerek ilk kıvılcımı yaktı. Fenerbahçeli Sol Açık taraftar grubu işin şiddet boyutunu eleştirirken, Beşiktaşlı Halkın Takımı grubu temsilcisi olaya biraz daha farklı yaklaştı. En samimi biçimde kendini ifade eden de bu arkadaştı sanırım. “Hangi solcu futbolsever takımına 20 milyon euro’luk bir yıldız alındığında mutlu olmaz ki?” diyerek başka bir soruyla önemli bir çelişkiye değindi. En önemli noktalardan biri de taraftarın futbolun bir parçası olmasına rağmen Spor Emekçisi olup olmadığı, taraftarın bu sendikalaşma meselesindeki rolünün belirsizliğiydi.

Sıra ana konuşmacılara geldiğinde herkes birşeyler söyledi ama en önemliler GSÜ öğretim görevlisi Mehmet Karlı ve Metin Kurt’un yakın dostu Veysel Ataman Hoca’nın söyledikleri idi. Mehmet Karlı, futbol gibi popüler kültür ürünü bir sporda örgütlenmenin sağlanmasının, toplumun geneline örnek olabilecek bir kalenin tutulması anlamına geleceğini belirtirken Veysel Ataman Metin Kurt’un hayat boyu yaşadığı bir çelişkiyi aktardı.

Veysel Hoca, Metin Kurt’un devrimci duruşundan bahsederken, Marksist anlama devrimci işçi sınıfının serbest zamanlarını kendilerini geliştirmek (reprodüksiyon) için kullanmaları gerektiği konusunda hemfikir olduklarını ancak seyirlik profesyonel futbolun buna engel olma noktasındaki rolünün Metin Kurt’u rahatsız ettiğinden bahsetti. Benim için en can alıcı nokta da bu idi. Özetle,egemenlerin futbolu halkı uyutmak için kullandığı bir ortamda,bir devrimcinin hayatını futboldan kazanıyor olması ne fena bir çelişkiydi! İşte Metin Kurt yalnızlığının Metin Kurt diyalektiğine dönüştüğü noktada sanırım tam da burası.

Metin Kurt senteze varamadan aramızdan ayrıldı belki ama ardında bıraktığı soruyla şüphesiz ki sporseverlere ve spor emekçilerine bir görev bıraktı.

Sonsöz de kendime, Eric Cantona için filozof deyip, insanları paralarını bankalardan çekmeye çeğırdığında ne kadar da devrimci diye konumlandırırken Metin Kurt’u bu kadar geç tanımak bir ayıp. Uzun süredir kitaplığımda duran ve bir türlü sıra gelmeyen Vecdi Çıracıoğlu nun Gladyatör - Futbol Arenalarında Bir İsyanın Hikayesi kitabını okumak için sabırsızlanıyorum..

10 Kasım 2012 Cumartesi

Ajax Barcelona Cruyff





Johann Cruyff şüphesiz ki dünya futbol tarhinin en önemli figürlerinden birisi. Ancak bu kitabı okuduktan sonra neden hep dünyanın en iyi futbolcusu olarak Pele ya da Maradona’nın adı geçer diye düşünmedim değil doğrusu. Dünya kupası sen nelere kadirsin! 

Kitap,Frits Barend ve Henk van Dorp'un yıllar boyu Cruyff'la yaptıkları röportajların derlenmesiyle ortaya çıkmış.

Daha 20 li yaşlarında oynamaktan öte futbolun teknik ve taktik yönlerine merak salmış  adamın efsane olmaması mümkün mü? Yer ter taktik dehasını gözler önüne sererken, yer yer de inatçı kişiliğine şahit oluyorsunuz. Taktikle ilgili konuşmaları okuyunca bugün Barcelona’nın nasıl olup da böyle oynadığını anlıyorsunuz.

Beni en çok etkileyen, Hollanda’nın 1986 Meksika Dünya Kupası’na katılamaması sonucu Milli Takım Teknik sorumluları Leo Beenhakker ve Rinus Michels’in önemli lig takım T.D leriyle yaptığı toplantıya dair değerlendirme oldu. Aynen aktarıyorum;

“..Hayır, futbolcular kafaca hazır değillerdi, oyuncular bir süredir doğru eğitimi almıyorlar. Bunu yıllardır duyuyorum.Ama sonra soruyorum, son birkaç yıldır gençlerin eğitiminden kim sorumlu? Feyenord’un genç takım hocası, örneğin Mario Been’in hocası kimdi? Ve sonra Ajax’ın, Frank Rijkaard’ın? Kesinlikle: geleceğin milli takım hocası ( Leo Beenhakker).”
Sonra aklıma 2005 yılı U17 Avrupa Şampiyonu, Dünya 3.sü Milli Takım hocası kimdi diye sormak geliyor? Peki bugün eğitimsizlikten yakınan A Milli Takım hocası kim?
Bir yanda 1986 da bu tartışmaların yapıldığı Hollanda, bir yanda 2012 yılında bu tartışmaları yapan Türkiye. Son yılların en kötü Hollanda’sına yenilmemiz sizce de normal değilmiymiş.

Unutmadan eklemek lazım, kitap Ege Güngör'ün çevirisiyle İthaki yayınlarından çıkmış ve dönemin İthaki yayınları editörü Barış Tut'un Aykut Kocaman'la benzer bir çalışma yaptığı "Kocaman Bir Adam" kitabına da esin kaynağı olmuş. 

6 Kasım 2012 Salı

Galatasaray AŞ-Manchester United FC Karşılaşmasına Bilet Kazanma Şansı Sizi Bekliyor!



2012-2013 UEFA Champions League kapsamında 20 Kasım 2012 tarihinde, TT Arena İstanbul’da oynanacak  Galatasaray AŞ – Manchester United FC maçında, başlangıç seremonisinde çocuğunu futbolun yıldızları ile el ele görmek ve tribünden keyifle seyretmek ya da yalnızsan maçın tadını doya doya çıkarmak istemez misin?

Tek yapman gereken www.pahabicilemezfutbolaski.com sayfasına gitmek, 140 karakterde #pahabicilemezfutbolaski’ni anlatmak, bilgilerini eklemek ve Twitter’da paylaşmak. Gönderdiğin metin jüri tarafından en yaratıcı 52 metin arasına girerse hemen kazanıyorsun ve 52 Galatasaray AŞ – Manchester United FC  maç biletinden biri senin oluyor!

Paha biçilemez futbol aşkını en iyi anlatan ilk 22 kişiye çocuğunu ve maçı tribünden seyretme şansı, 30 kişiye de maç bileti hediye!

Haydi, sen de futbol topu efsanelerin ayağında dolanırken yerinde duramayanlardansan beklemeden www.pahabicilemezfutbolaski.com adresine gir ve kazanmak için yazmaya başla!


Paha Biçilemez Futbol Aşkı

Bir bumads advertorial içeriğidir.

3 Kasım 2012 Cumartesi

Futbol ve Rozetler


Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Hepsi Benim!

Bloga yazmayalı epey zaman olmuştu.Her ne kadar STSL artık beni açmasa ve maç izlemekten imtina etsem de futbol sevdamdan vazgeçmiş değilim. Keşfedecek o kadar çok şey var ki yıllarca maç izlemesem bir şey kaybetmem.. Geçen sene Beyoğlu Sahaf festivalinde tanıştığım Buyukmezat.com sitesi bir Spor Mezatı düzenlemişti. ( ilgili yazı için; Spor Mezatı ) O zaman Zonguldakspor'un Mineli rozetini kestirmiştim gözüme. Artık bu “mine” ne kadar kıymetli bir şeyse fiyat hayli yüksekti. Bu sefer ki mezatta da Beşiktaş ve Galatasaray’ın mineli rozetleri mevcuttu ki yine bütçemin hayli üzerindeydi.

Zamanında mail grubuna üye olmuş olmanın avantajıyla bu seneki mezattan haberim oldu. Ürünlere baktım. Her ne kadar gözüme kestirdiğim ürünler olsa da gidip gitmemekte oldukça kararsızdım. Lakin işim erken bitince 1 saat gecikmeli olsa da, gözüme kestirmediklerim satılmadan, katılma şansım oldu. Listeyi elime aldığımda istediğim numaranın gelmesini sabırsızlıkla bekledim. O an geldiğince büyük heyecanla elimi kaldırdım, kimse katılmayınca açılış fiyatı üzerinden ilk rozetimi almıştım! GS, Liverpool, Bordeaux ve PSV! Sadece bir rozet olmaktan öte Anfield teki ilk ve tek ziyaretimin anısını da taşıyordu. Hemen ardından gelen Sturm Graz, Rangers,Monaco ve GS ise o 2-2 lik maçı ve Tugay’ın Gs ye karşı oynadığı, Jardel’in ve Hakan Ünsal’ın attığı birbirinden güzel golleri anımsattı.

Kısa bir aradan sonra, 4-5 obje sonra bu sefer Beşiktaş, Liverpool, Marsilya ve Porto rozeti gelince, madem başladık, ŞL rozetini kaçırmayalım dedim. Kimsenin arttırmaya girmemesiyle her şey yolunda gidiyordu. Yine bir ara vermiştim ki, Zidane’ın Materazzi’ye attığı kafanın maçı 2006 Dünya Kupası rozeti karşımdaydı. Yine elimi kaldırdım. Bu sefer rekabet vardı, ama yılmadım, 2. Arttırma karşısında direnç görmeyince o da benim olmuştu! Muzaffer komutan edasıyla hemen ardından gelen 1966 İngiltere- Almanya rozeti İngiliz dostlarıma verilebilecek güzel bir hediyeydi. Rekabet bu sefer daha sertti ama yılmadım. Benim olacaktı kafama koymuştum ve öyle de oldu.

Tam nefeslenmiştim ki, 4 obje sonra, karşımda Türkiye – SSCB dostluk maçı rozeti duruyordu. Orak Çekiç beni büyülemişti bile. En sert rekabeti gördüm. “Benim olacak fıstık” ruh haliyle, gözü dönmüş biçimde arttırdım. Açılışın 2 katı fiyata dayanmıştı ki, “arkadaş yeni, eli alışsın” diyen bir amcanın centilmenliğiyle o da benim olmuştu. Ondan sonraki ürünleri gözüm çok görmedi. Abidin Dino’nun 1966 Dünya Kupası belgesel çekimiyle ilgili kitaba niyetlensem de bütçemi oldukça aşmıştım. Artık mezatın bir an önce bitmesini ve rozetlerime kavuşmayı bekliyordum.. Artık onların hepsi benim..

17 Ekim 2012 Çarşamba

Eğitim Şart!


Macaristan’a 3-1 yenildiğimiz maçın ardından açıklama yapan Abdullah Avcı, istifa edip etmeyeceğine  ilişkin bir soruyu ;“Türk futbolunun sorunu teknik direktör değiştirme sorunu değildir, eğitim sorunudur” diyerek cevapladı.

Sanırım şu hayattaki en kötü şey –en azından benim için – zekanın küçümsenmesi. Abdullah Avcı’nın açıklamalarını düşününce aklıma bir kaç soru geliyor?
  1. TFF eğitim direktörü Tolunay Kafkas mı yoksa Abdullah Avcı mı?
  2. Madem eğitim sorunu var, neden hedef gruptan 1. çıkmak olarak kondu?
  3. A milli takımda Avrupa’da oynayan/oynamış hatta oralarda yetişmiş ( eğitim eksiği olmayan ) oyuncular doğru kullanılıyor mu?
  4. Hedefi yanlış belirleyen, eğitimli(!) futbolculardan verim alamayan bir teknik direktörün oluşturacağı “eğitim sistemi” ne kadar başarılı olur?

Aslında Abdullah Avcı milli takımın başına geldiğinde sevinenlerdendim. Gençlerle çalışmış ve başarılı olmuş, İBB ile kendisinden söz ettirmiş bir teknik direktördü. Baktığımızda İBB nin en büyük özelliği “haddini bilerek” oynamasıydı. Nedense milli takımda daha farklı bir felsefe belirlerdi. 

Sanırım futbolda en çok tartışılan konulardan biri de  taktiği eldeki oyuncu grubu mu belirler yoksa teknik direktör kendi sistemini mi kurar? Söz konusu milli takım olunca, oyuncu grubuna uygun taktiğin ön plana çıkmasından yanayım.Çünkü milli takıma transfer yapmak çok da mümkün değil. ( başka milliyetten birini vatandaş yapmak gibi alternatifler mevcut tabi) Dolayısıyla “milli takım oyun tarzından” bahsetmek çok da mantıklı gelmiyor bana. Sonra bir de çıkıp “eğitim sorunu”ndan bahsetmek hiç samimi gelmiyor.  Eğitimlerinden yakındığın oyunculara bir oyun tarzı dayatmak ne kadar mantıklı?

Abdullah Avcı , sonuçlar ne olursa olsun futbol kamuoyunu -eğitimli/eğitimsiz farketmez- eldeki ile yapılabilecek en iyisini yaptığına ikna edemediği için başarısızdır ve Türk futbolunun geleceğini bu kişiye emanet etmek sorgulanmalıdır. Üstelik Selçuk İnan gibi bir oyuncuya taktiksel bir yer bulamamak, "rakibi iyi analiz ettik" dediği Hollanda maçında Robben'in karşısına Hamit'i koymak ve maç boyunca bundan vazgeçmemek gibi enteresan hamleleri varken.

Sonuç itibariyle şu çok açık ki Abdullah Avcı bir hayalkırıklığı yarattı. Ancak yine açık ki, şu an için o koltuğa ondan daha iyi bir aday da görünmüyor. Bir yandan da Avcı’nın da dediği gibi bu “yönetimsel” ve “altyapısal” sorunlar oldukça, kimin geldiği de önemli değil. Asıl sorgulanması gereken, bu sorunları bilerek ve çözme niyetiyle gelip de hedefi yanlış koyup, doğru hamleleri yapamamanın  futbolumuzun geleceği hakkında yarattığı karamsarlık.