28 Kasım 2009 Cumartesi

Bursaspor

Öncelikle, yazan, okuyan, destek olan ya da olamayan herkesin bayramını kutluyorum... Sezonun flaş takımlarından Bursaspor, özellikle Volkan Şen ve Ivan Ergiçin üstün oyunlarıyla dün Galatasaray ı da yenmeyi başardı. Galatasarayın alan daraltabilen takımlara karşı zaafından daha önce de bahsetmiştik zaten. Rijkaard ın Hollanda da olmasından mıdır yoksa, gerçekten zorlanıyorlar mı, bunu kamuoyu zaten belirleyecektir :) Bursaspor u tekrar tebrik ediyorum ve umarım sezonun sonuna kadar da bulunduğu yerde kalabilirler. Hatta artık bir Anadolu takımının şampiyon olma zamanı sizce de gelmedi mi? Umuyorum ki bu başarıya imza atabilecek bir takım bu sezon çıkar. Bursaspor, Kayserispor ve Gençlerbirliği favorilerim arasında. Kayserispor ve Gençlerbirliğinin puan aldıkları, ancak zamanla iyi bir form tutan ve emin adımlarla ilerleyen Beşiktaş ile de başa çıkabilecekler mi?

26 Kasım 2009 Perşembe

Boynumdaki Atkı: Stockport County'nin hikayesi

Stockport, bizim tabirimizle Manchester’ın bir ilçesi. 1883 yılında Heaton Norris Rovers adıyla kurulmuş. Kısa bir zaman sonra is Heaton Norris adını almış. Stockport’un ilçeliğe terfi etmesiyle de 1890 da Stockport County F.C adını almış. Bölgedeki bir çok takım gibi, nedenini bilmesem ve merak etsem de, mavi beyaz renkleri seçmiş. Takip edenler bilir, İngiltere’de her takımın bir lakabı vardır. Cimbom , sarı kanaryalar, kara kartallar gibi. Stockport’un lakabı da yöre şapkalarının ülke çapındaki namından dolatı “hatters”.Kulüp hiçbir zaman Premier lig de oynamadı. Ancak futbol takımlarının zenginlere satılması furyasından payı aldı.Ben de onun hikayesini sizlerle paylaşmak istedim.

1990’lu yıllarda kulüp tarihinin en iyi döneminin başlangıcındaydı. 1989’da Uruguaylı Danny Bergara takımın başına geldi. Gelir gelmez takım bir üst lige çıktı. Sonra bir duraklama dönemine girildi. 1995’te Bergara kovuldu. 1996 ise kulüp tarihine geçti. 1996’da Second Division’da (şu anki Coca Cola lague One) 2. oldular. Bununla kalmayıp F.A Cup’ta yarı final oynadılar. Elemelerde Balckburn Rovers, Southampton ve West Ham United gibi 3 Premier lig takımını yendiler ancak Middlesbrough onları durdurdu. Takım artık Division One’da idi. (Championship)

Sahada bunlar olurken yönetim tarafında da hareketlenme vardı. 1990 yılında yeni bir Pazarlama Müdürü atandı. Bu yenilik ile birlikte takımın gelirlerinde büyük bir artış olmaya başladı. Yeni müdür “takım ile toplum” arasında bir bağ kurmaya yöneik projeler üretmeye başladı. Futbolcular okullarda çocuklarla biraraya geliyor onlarla antreman yapıyordu. Bu ve bunun gibibir çok aktivite yerel anlamda takıma olan desteği arttırmıştı. Özellikle çocuk ve gençlere yönelik aktiviteler, ailelerde “çocuğuma yardımcı oluyorlar” duygusu uyandırmıştı. Kimi kişiler bu nedenle takıma sempati duymaya başladırlar. Bunlar arasında yerel iş adamları da vardı elbette. Bu da kulübe sponsorluk olarak geri dönüyordu. Kulübün sponsorları 50lerden 1000lere kadar yükselmeye başladı. Böylece kulüp dikkat çekmeyi başardı. Taraftar ürünleri,kombine ve bilet satışları oldukça iiyi gitmekteydi. (sadece 11.000 kişilik bir stada sahiptiler). Artık yapılabilecek her şeyi yapmış gibiydiler. Ama sıradan gibi gözüken bir günde, hiç beklenmedik bir anda yeni bir kapı açıldı. Pazarlama Müdürümüz bir Çin lokantasında yemek yerken - bilinenin aksine sıcakkanlı bir İngiliz olduğundan (ne de olsa ilk işi Tükiye’de bir otelin pazarlama müdürlüğü idi)- birisiyle tanıştı. Bu kişi turizm işindeydi. Müdürümüzün yaptığı işi öğrenince ona bir derdini anlattı. Çin’den gelen turistler Mancheser United ya da City maçlarına gitmek istiyorlardı. Ancak bu hem pahalı bir aktiviteydi hem de bilet bulması çok zordu. O anda bir lamba yandı. Primier Lig kalitesinde futbol sunamazdı ama Çinli leri stadlarında ağırlamaktan mutluluk duyardı. Anlaşma yapıldı.

Çin den gelen turistler maçlara gelmeye başladı. Maç öncesi ve sonrası aktivitelerle o günü güzel geçirmeleri sağlanmıştı. Bu arada gelenler arasında iş adamları da vardı. Acaba buradan bir şeyler çıkarmak mümknü olur muydu? Bağlantılar yapıldı. Madem onlar buraya geliyordu, neden Stockport County oraya gitmesindi? Gittiler. Üstelik popüler olan Pekin gibi bir yere değil daha ücra bir yere. Çin halkı Manchester ve Barcelona gibi takımların gelip de ürünlerini satıp gitmelerine kızacak olmalı ki Stockport County maçları Man U gibi takımların maçlarıdan daha çok seyirci toplamaya başladı.Gerçi orada herkese yetecek kadar seyirci vardı. Ama Stockport County diğerlerinin yaptığı yanlışı yapmadı. Orada bir futbol akademisi kurdu. Daha önce Manchester sınırlarında yapılan buraya taşınmıştı. Toplumla bağ kurmak. Birşeyler alırken aynı zamanda vermek. Anahtar buydu. Bu akademiden yetişen gençler İngiltere’de oynama şansı buluyordu. Hepsi değil elbette. Çinlilerin futbol yeteneği malum. Ancak bu yöntem, kulübün orada bağlar kurmasına yardımcı oldu. Yeni bir iş modeli gelişmişti. Çin’le iş yapmak isteyen İngilizler,belli bir katılım bedeli ödeyerek kulübün yaz kampına seyirci olarak katılıyor, maç esnasında yemekte veya sonraki aktivitelerde tanıştırılıyordu. Böylece kulüp yeni iş anlaşmalarına ön ayak oluyor, futbol da hem biraraya getirici bir ortak nokta olarak rol alıyordu.

Devam edecek....

Futbol Turizmi ve Antalya

Antalyaspor A.Ş. Yönetim Kurulu, Antalyaspor Store'un özelleştirme sürecinin tamamlandığını açıkladı.

Antalyaspor A.Ş. Yönetim Kurulu'nca yapılan yazılı açıklamada, Antalyaspor'un daha rasyonel ve aktif olması gayesiyle 14 Ekim'de özelleştirileceği açıklanan Antalyaspor Store'un özelleştirme sürecinin tamamlandığı, yapılan görüşmeler ve değerlendirmeler sonucu, Atilla Ekmen'in yöneticisi ve sahiplerinden olduğu Astor Limited Şirketi'nin Antalyaspor Store'un işletmesini üstlendiği bildirildi. Açıklamada, "Antalyaspor'a geçmişte büyük hizmetler vermiş, başkanlık dahil birçok görevler üstlenmiş Atilla Ekmen yönetimindeki Astor'a başarılar diliyoruz. Yeni imaj ve konseptli Antalyaspor Store'ların Antalyaspor'a hayırlı olmasını dileriz" denildi.

Kaynak:Dünya Gazetesi

4 büyüklerle aradaki farkı kapatmak adına güzel bir atılım. Üstelik yeni stad ve turizm cenneti Antalya'nın aynı zamanda futbol turizmi adına yaptığı Mardan Tesisleri gibi yatırımları tamamlar nitelikte.

SMS li Maç Analizi

Pascal'ın bu maçı kaçırması düşünülemezdi elbette.Benim içinse fonda bir enstrümandı. Hem Beşiktaş'tan umutlu değildim hem Manchester anılarımı depreştirmek istemiyordum. Lakin Tello perdeyi açtı.Dakikalar ilerledikçe heyecan arttı. Ve ortaya aşağıdaki smsler çıktı. Klasik maç analizi gibi değil elbet. Heyecanla ve anlık düşüncelerle yazılan mesajlar:


22.19/Pascal- ferrari bu maçı kazandırır...hatta bence gol atsın bi de:)

22.21/Marat-Tello piyasa yaptı.ferrari geçilmez defans anlayışı nereye kadar bilemem.

P-Olm adamlar durmuo ki.Napsinlar:)bu adamlarda hep defanstan seken toplarla yeniliyorlar ya,sanssizlik:)Keske tello atmasaydı.belki o zaman oynardi.

M-Kontraya iyi çıkıonuz ama.alt bitsin ama kupon yatmasın:)

P-Ahh! Ne güzel geldiler, bu gol olsa iyiydi. Ah Fink!

P-Ayrıca ben direk 2 oynadım da cska’ya 0 yazmıştım.ordan yattım.

M-O zaman duaların benimle olsun.gerci diğer maçları bilmiyorum ama

P-O zaman böyle bitsin

M-porto-chelsea icin ust oynadım.0-0 pehh!!

P-Tello atabilir.

P-Neyse:) Aha 35 dk var yaa,belki atarlar. Ama umarım önce chelsea atar..Bu arada İbrahim Kaş’ın naptigini anlayabildin mi?nerde ve nasıl oynuyor ve neden?

M-Valla ben facebooktayim.maca çok bakmıyorum:)

M-Erhan Güven kim la

P-Altyapidan olması lazım yalış hatırlamıyorsam. Kaş göbeğe geldi.yakacak bu adam bizi bir de owen giriyor.bitmez bu maç.

M- Denizli artislik olsun die yaptı bence.patlamaz umarım.

P-Tello,Fink,bobo,ekrem öldü:). Tabata ve ugurun girmesi lazım,gider şimdi yusufu alır.iyice yavaşlarız.

P-Ekrem-Erkan değişikliği de fena olmaz aslında,sağ kanat canlanır.

M-Bu msjları bloga koyucam:)

M-Batuhan bilir Manchester’ı:)iddialı bir hamle.doldur boşalt

P-Batuhan enteresan oldu ya,top tutmak yerine kafa toplarına hakim olmayı tercih ediyo denizli sanırım..Topu indirse kim alcak.

M-Bir de sezonun ilk maçı şamp liginde man u.garip

P-girer girmez kart gördü yaa.ulan penaltı verecek diye çok tırstım.bu batuhan 5 dkda atılabilir haa..bu arada koy bloga ilginc olur..bitmiyooo

M-Koyucam usenmezsem mac analizi niyetine:)

P- burası inönüburdan çıkış yok!ohaa, 5 dk çok yaa..

M-valla cok. Bayern finali geldi aklıma.ernst bitmis kosamio

P-oha,rustuye bak.

M-harbi . bu aksam tam baristi taraftarla

P-Oldu bu is

M-İlker yasinlik yapma dicektim.bitti.hadi gecmis olsun.

P-yok yok, o rustu gol yemezdi bugün,belli etti.bir de hakem fazla oynattı ya.

M-e rustu bekledi ama.bitti yaiste sende.neyse ben mesajları worde atiom.ben kacar.

P-Eyvalla..son olarak sunu da ekliyim..ismail koybasi fena top oynadı,her yere kostu valla,helal olsun

M-ahaha blogda çıksın diyeydi bu sanırım.iyi geceler.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Spor Yönetimi


Üniversitelerin Beden Eğitimi Spor Yüksek Okullarında Spor yöneticiliği bölümü vardı. Şu ana kadar buradan mezun olan kaç kişi spor klüplerinde yer bulmuştur bilmiyorum ama Bahçeşehir Üniversitesi’nin Fifa ve TFF destekli yüksek lisans programı bu gidişe bir dur duyabilir. Dün alakasız bir sebeple girdiğim Fifa’nın internet sitesinin ana sayfasındaki İstanbul yazısına tıklamamla tanıştım. Öğrendim ki bu program 2. versiyonmuş. Her fırsatta eleştirdiğimiz, vizyonsuz olduklarını söylediğimiz yöneticilerin yerlerine zamanla bu ve benzeri programlardan mezun profesyonel yöneticiler gelecektir umarım. Ben de zamanında bu işlere girmeye niyetlenmiş ama sektörün kapalı bir çekirdek olmasından ötürü başarılı olamamıştım. Bir şekilde tanıdıklarınızın olması gerekiyor yoksa kendi çabanız ve diplomanız yetmiyor. Ancak bu programın bir diğer özelliği de işte size bu tanıdıkları sağlayacak olması. Ne de olsa TFF destekli dolayısıyla bir iş network u oluşturmakta da fayda sağlayacaktır. Fifa'nın sitesindeki habere göre kontenjan 25 kişilik.

Ders programı şöyle:

BİRİNCİ YARIYIL
ISL 5201 Pazarlama Yönetimi
ISL 5303 Araştırmada İstatistiksel Yöntemler
ISL 5901 Spor Tüketici Davranışı ve Psikolojisi
ISL 5903 Spor Yönetimi

İKİNCİ YARIYIL
ISL 5902 Spor Ekonomisi ve Finansı
ISL 5906 Spor Pazarlaması
ISL 5908 Spor İletişimi
Alan Seçmeli Ders

ÜÇÜNCÜ VE DÖRDÜNCÜ YARIYIL
Alan Seçmeli Ders (Tezsiz için)
Alan Seçmeli Ders (Tezsiz için)
ISL 5999 Proje Non-Cr
ISL 5888+ISL 5887 Tez+Seminer Non-Cr

Tabi burası Türkiye, umarız bu projede batağa saplanmaz. Buradan mezun olanlar hem endüstriyelliği, hem amatörlüğü hem de sosyal faydayı gözönüne alarak klüplere ve topluma katkı sağlayacak bir yönetim anlayışı sergilerler.


Programın detaylarına Bahçeşehir Üniversitesinin sitesinden ulaşabilirsiniz.
Fifa haberini de buradan okuyabilirsiniz.

24 Kasım 2009 Salı

Ders Almam Ders Veririm

video

Ali Ece kendi blogunda Trapattoni'nin kariyerini tüm ayrıntılarıyla ele alan bir yazı yazdı.Sanırım Trapattoni'nin kayerindeki en önemli olaylarda biri de videodaki basın toplantısı.Artık futbolcular ne yaptıysa -ki anlatıyor- çileden çıkarmışlar ustayı.Usta'da açmış "bayramlık" ağzını yummuş gözünü.

Devler Ligi








Eski yıldızların halı sahada boy gösterdikleri enteresan yarışma son buldu. Lig usülü devam ederken en alt sıralara saplanan Boliç ve Devler, dün Pascal ve Devler i finalde 4-2 yenerek şampiyon oldu. İlginç bir durum oluştu aslında, yüksek performans gösteren kaptanlar Tanju, Hakan Ünsal ve Sergen in takımlarının finale kalamamış olması ve en kötü takımlardan Boliç in takımının kupayı ve 1 milyon Tl lik ödülü kazanması beni epey şaşırttı aslında. Demek ki küçük sahada nasıl oynanması gerektiğini en iyi kavrayanlar Boliçler olmuş... Ya da o paraya en çok ihtiyacı olanlar onlarmış...

13 Bobo Görüşme odasına!


Pascal’ın da izniyle Beşiktaş hakkında gelecek günlerde medyamızı meşgul edeceğini sandığım bir konuya değinmek istedim. Malumunuz Ocak ayında kaptan Delgado, umarım sağlığına kavuşacak ve sahalara geri dönecek. Bu durumda Beşiktaş bir yabancısını göndermek durumunda kalacak. Peki bu hangisi olacak? Bu soruyu Pascal’a sorduğumda o Delgado geri gelmez dedi. Basında yer alan haberlere göre de Mustafa Denizli bu konunun konuşulması için henüz erken diyor.Ama ben yine de Beşikaş’ın yabancı futbolcularını gözden geçirmek istedim.

Sivok: Geçen sene Zapotocny ile birlikte Udinese’den transfer edilen çek futbolcu, geçen sene 38 maçta ilk 11 başlamış ve 2 gol atmış. Bu 38 maçın 32 sinde 90 dakika sahada kalmış ve defansın göbeğinde oynuyor olmasına rağmen sadece 1 maçta kırmızı kart görmüş. Zaman zaman defansın önünde de oynayabilen bir oyuncu olan Sivok tam bir istikrar abidesi. Bu sezona baktığımızda da 17 maçın (avrupa maçları dahil) 15’inde ilk 11 başlamış ve bu maçların tamamında, 1350 dakika sahada kalmış. İtalya’da oynamış olması belki de Ferrari ile anlaşmasını kolaylaştırıyor. Bir çok Beşiktaşlı sevinse de Denizli’nin bir kayıp olarak gördüğü Gökhan Zan’ın kaybı sonrası bence gönderilmesi çok zor.

Ferrari: Bu sezon Genoa’dan 4,5 milyon euro’ya transfer edilen Ferrari maliyeti nedeniyle birçok kişi tarafından soru işaretleriyle karşılandı. Kariyerinde Roma ve -kısa bir süre için de olsa- Everton gibi takımlar bulunan Ferrari,mli kariyerinde ilk maçını Türkiye’ye karşı oynamış. Ancak milli kariyeri de çok uzun sürmemiş ve son maçını 2004’te Tunus’a karşı oynamış. Bakıldığında ise hırsı ve pozisyon alışlarıyla, doğru hamleleriyle Beşiktaş defansında toparlayıcı bir rol oynuyor. Üstelik o da Sivok gibi 17 maçın 15’inde ilk 11 başlamış ve kırmızı kart gördüğü Kasımpaşa maçının son 3 dakikasına kadar görev almış.Verilen paraya ve performansa bakınca onun gitmesi de çok zor görünüyor.

Fink: Nisan ayında Frankfurt’tan bedelsiz olarak anlaşıldı. Cisse’yi gönderme kararının ardından orta sahaya takviye için alındı. 17 maçın 13’ünde kadroya girmiş ve 11’inde ilk 11’de yar almış. 2 gol atmış. En zayıf halka o gibi görünüyor ancak bence gönderilmesi hata olur. Disiplini ve istikarı ile bence Beşiktaş’a çok faydalı. Belki ekstra yetenekleri yok, belki Cisse’nin yerini doldurmaz ama o CM’nin meşhur Uğur İnceman’ı da onun yerini dolduramaz.

Tello: 3 sene önce Sporting Lizbon’dan bonservis bedeli ödenmeden alını Şili futbolcu, hem kanat hem iç te oynayabilen ve etkili bir sol ayağa sahip bir oyuncu. Tello oynadığı ilk 2 sezonda Beşiktaş formasıyla 86 maça çıkıp 17 gol atmış, 2009-2010 sezonunda ise 4’ü avrupa 8’i lig olmak üzere 12 maçta toplam 850 dakika oyuna girmiş. Etkili sol ayağı ile Delgado’nun yerine 10,5 numara olarak değerlendirilebilirdi belki ama Denizli bu düşüncede değildi. Üstelik bir çok maçta kendisini yedek bıraktı ve bence biraz soğuttu. Cristiano Ronaldo,Quresma ve Jardel gibi isimlerle aynı takımda yer alan 31 yaşındaki futbolcu bence hala faydalı olabilir ancak gönderilmeye yakın isimlerden birisi.

Tabata: Transfer sezonunun son dakikalarında Gaziantepspor’dan 8 milyon euro gibi bir ücretle transfer edilmesi çok tepki çekti. Gaziantep’te başarılı bir performans göstermişti ancak Gaziantep ile Beşiktaş aynı kefede değildi. Onun için küçük takımların büyük topçusu dediler. Japon asıllı Brezilyalı olması bir diğer dikkat çekici nokta. Wikipedia’ya göre kendisi için Pele’nin 10 numaralı formasını giyerek kalitesini gösterdiğini söylüyor.Bir başka iddia ise Real Madrid’e transferi son anda başkanla yaşadığı bir tartışma ile suya düşmüş. Geçen sene ülkemize gelen Tabata 26 maçta 11 gol atmış. Onun mevkisi için asist rakamları ve pas yüzdesi diğer oyunculara nazaran biraz daha önemli zira kurucu olarak alındı.Bu rakamları bulamadım ama alışma süreci yaşamayacağını varsayarsak şu ana kadar bekleneni veremedi ve hem taraftarın tepkisini aldı hem de Denizli onu kulübe ye çekti. Mevki olarak da düşünüldüğünde gidecekler arasında olabilirdi ancak maliyeti nedeniyle bunun yaşanacağını sanmıyorum.

Ernst: Stalker blogunda onun fotoğrafının altına Üstün Alman Teknolojisi diye yazmış. Daha fazlasına gerek yok sanırım. Beşiktaş’ın yaptığı en isabetli transfer bence. Diri,disiplinli,hırslı,yetenekli ve zaman zaman da yaratıcı olabilen oyuncunun gitmesi imkansız gibi. Geçen sezon devre arasında alınan Ernst’in 2012’ye kadar kontratı var. Kendisi istemezse gitmesi mucize sayılır.

Bobo: Onunla ilgili daha önce de yazmıştım zaten.Bence ligimizden çıkıp iyi yerlere gelebilecek kapasitede bir oyuncuydu ama kendini geliştiremedi.Ya da aslında geliştiremedik. Son Fenerbahçe maçında çok güzel bir gol attı. Kaleye arkası dönük iken ve ensesinde Lugano gibi ligin en “yırtıcı” oyuncusu var iken dönüp vuruşunu yaptı. Bence Beşiktaş’ta “striker” denebilecek bir adam varsa o Bobo’dur. Zaman zaman kanatta oynatılarak yazık edildiğini düşünsem de lig de 5 gol atmış olması kalitesinin bir göstergesi. Üstelik ligdeki 13 maçın 5 inde ilk 11 başlamış ve 579 dakika sahada kalmışken. Sezon başı gönderileceği konuşuluyordu. Sanırım bu onu psikolojik olarak etkilemiş.O mevkide Nihat,Holosko,Nobre ve Batuhan gibi alternatifler olduğu da düşünüldüğünde ve onun da kanatta oynamak istemeyeceğini düşünürsek gönderilmesine sıcak bakılabilir.Para etmesi açısından da bence gönderilmeye en yakın aday.

Holosko:Vestel Manisapor’dan iki sezon önce devra arasında 5 milyon euro’ya alındığında taraftar çok heyecanlanmıştı. Manisa’da çıktığı 66 maçta 34 gol atarak potansiyelini ortaya koymuş, o dönem Milan’ın transfer listesinde olduğu söylenmişti. Hızı ve dripling yetenğiyle,güçlü fiziğiyle Beşiktaş için önemli bir oyuncu. Üstelik genç olması başka bir avantajı.Ancak talihsiz bir sakaltlık geçirdi ve yaklaşık 1 ay daha sahalarda olmayacak. Gönderilmesinin söz konusu olacağını sanmıyorum. Formasına çabuk kavuşacaktır.

Delgado: Her ne kadar diretse de Ocak sözleşmesi Ocak ayına kadar donduruldu. River Plate altyapısından yetişmiş bir oyuncu. Yetenekleri ortada.28 yaşında yani bir çoklarına göre futbolunun en olgun çağında. Bu sakatlık performansını nasıl etkiler bilemeyiz ama Yusuf ve Tabata’nın onun boşluğunu ne kadar doldurduğu bir soru işareti. Öte yandan toparlanan ve iyi giden bir Beşiktaş olduğunu söylersek yanılmayız. Denizli dengeleri değiştirmeyi göze alır mı orası da ayrı bir soru işareti ancak bazı haberlere göre Delgado’ya hazır ol emri geldi bile.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Kadınlara Ofsaytı Anlatmak

video
Tıpkı futbol gibi, "kadınlara ofsaytı anlatmak" deyimi de dünyanın her yerinde geçerliymiş. Amstel de reklamında bu konuya değinmiş. Ortaya da keyifli bir reklam çıkmış. Kim çıkardı bilmiyorum ama mangı örneğiyle bir açıklama vardı bir yerlerde. O biraz yardımcı olmştu. Ama özellikle son alınan karar yine kafaları karıştı, aşa döndük. Üstelik bir de pasif ofsayt, kalecinin arkasına atılan toplar ve taç gibi istisnalar var.Kadınlara da haksızlık etmeyelim.

İbrahim Üzülmez' in Fenerbahçe maçı kaseti


35 yaşındaki kaptan, Fenerbahçe derbisinin dersini gerçekten çok iyi çalışmış ve gençlere tabiri caizse taş çıkardı ve gözle görünebilecek kadar açık örnek oldu. Yıllardır inişli çıkışlı grafikler çizerek form durumunu genelde dengede tutmayı başaran namı diğer "Deli İbrahim" in derbideki oyununun kaydını Avrupa kulüplerine versek ve 35 yaşında olduğunu gizlesek sizce transfer etmeyi düşünmeyecek olan herhangi bir kulüp bulunur mu? Oyuncuyu dış görünüşüyle yargılamadıklarını varsayarsak tabi :)

David Ginola Beyazıt'ta!


Cumartesi gecesinin yoğunluğu,keyfi ve yorgunluğuyla başlamıştım Pazar gününe. Her ne kadar damarlarımdaki alkol oranı normalin üzerindeyse de Pazar günü Kasımpaşa-Tranbzonspor maçına gitmek için anlaşmıştık arkadaşımla. Hem stad evime yakın hem de biletler ucuz diye düşünmüştük. Pazar sabahı kendimize geldiğimizde ise bunun böyle olmadığını gördük. Kasımpaşa-Trabzonspor maçının bileti 30 liraydı. Pascal hafta içinde derbinin bilet fiyatlarını incelemişti. Kaç kişi vardı Kasımpaşa stadında bilmiyorum ama sosyo kültürel yapı düşünüldüğünde, stadın olduğu bölge için yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Her neyse maça gitme hayallerimiz suya düşünce soluğu tarihi yarımada da aldık. Yeni hedefimiz Süleymaniye’de kuru fasülye yemekti. Pazar günleri Kapalıçarşı’nın kapalı olduğunu öğrendik. Ara sokaklardaki tezgahlardaki formaları görünce yüzümüzü tebessüm kapladı ama. Kendimizce maç atmosferi yaşıyorduk. Böyle korsan formaları görünce aklıma hep Beckham’ın Real Madrid’e transferi geliyor. O dönem Bodrum’daydım. Beckham’ın 23 numara giyeceği açıklandıktan birkaç saat sonra Bodrum’daki tezgahlarda gördüm formayı.Muhtemelen adidas’tan önce yapmışlardı. Bir başka süpriz ise David Ginola gömlekleriydi. Öncelikle Ginola, Ali Gültiken’e mi özendi acaba diye düşündüm ama çevremde o kadar çok korsan ürün vardı ki bunun orjinal bir şey olabileceğine inanmadım. Google da beni yanıltmadı sağolsun. Firmanın sahibi David Ginola hayranı olsa gerek.
Eve dönüş yoluna girdiğimizde ise Süleymaniye surlarında alman kale oynayan çocukları gördük. “Kale” kavramına değişik yaklaşmışlar.
Velhasıl bir Pazar böyle geçti. Etrafımızdaki gizli futbol hikayeleri üzerine düşünmek iyi geldi.

20 Kasım 2009 Cuma

Kraldan İzmire futbol akademisi

Avrupa gol kralı seçilmiş ve son günlerde de halı sahaların tozunu attıran Tanju Çolak' tan İzmire sportif anlamda çok büyük bir yatırım. Samsun ve Kıbrıs ta daha önce açmış olduğu akademilerden sonra üçüncüsünü de İzmir de açacağını açıklamıştı ve projenin temelini de atmıştı. Altay Ticaret Meslek Lisesi bahçesinde kurulacak olan Tanju Çolak Futbol Okulu, 16 yaşına kadar olan gençlere hizmet edecek. Geleceğin en büyük yıldızlarını İzmirden çıkarmayı hedefleyen okulun bulundupğu Altay Ticaret Meslek Lisesi müdürü ise, Hasan Kabze nin babası Radi Kabze. Ocak ayında hizmete açılması planlanan tesisler için, şu güne kadar yaklaşık 350.000 lira harcanmış ve toplam maliyetin 1 milyon lira civarında olması bekleniyor.



Tesisler şöyle oluşacak;

Ana binada 12 soyunma odası, derslikler, masaj odası, buhar odası, çok amaçlı salon, kafeterya, spor salonu olacak. Ek binada ise futbolcu yatakhaneleri, soyunma odaları yer alacak. Futbol sahasında aynı anda 6 takım çalışabilecek.

Kaynak: Yeni Asır

Onları ölüm buluşturdu...

















Geçtiğimiz yıl, Karşıyakalı tarftarların Banvit - Karşıyaka deplasmanına giderken Balıkesirde mola verdikleri dinlenme tesisinde Karşıyaka taraftarı, üniversite öğrencisi 21 yaşındaki Özgür'ün öldürülmesiyle oluşturulan dava dün son bulmuş ve davalı 16 yıl hapse mahkum edilmiş. Mahkemeyi izlemeye İzmir den otobüslerle Karşıyaka ve Göztepeli taraftarların birlikte gitmesi ise bir hayli dikkat çekiciydi. Objektiflere de böyle yansımış. Gönül isterdi ki, çok daha hayırlı bir sebepten bir araya gelmiş olsunlar ancak, bu bile artık birşeylerin aşılması adına bir adım sayılır. Bakalım zaman neler gösterecek...

19 Kasım 2009 Perşembe

Derbi bilet fiyatları - 2










Daha önce bahsettiğim Beşiktaş - Fenerbahçe derbisinin yüksek bilet fiyatlarından sonra çok yakın bir arkadaşımın uyarısıyla ilginç bir detaya ulaştım. 24 Kasım Salı günü, Barcelona ve Inter arasında oynanacak olan Şampiyonlar Ligi bilet fiyatları,


MEMBER PUBLIC
GRANDSTAND de 94 a110 € de 117 a 138 €
LATERAL de 67 a 97 € de 84 a 121 €
GOAL de 50 a 62 € de 63 a 77 €
GENERAL 42€ 52€

Member discount : 20%

Üyelik kısmını görmezden gelirsek, görünen en pahalı bilet 138 €, o da yaklaşık 305 TL civarında. Eğer biz bir hata yapıp yanlış anlamıyorsak gerçekten çok uygun bir fiyat. Beşiktaş - Fenerbahçe maçının bilet fiyatlarıyla artık buyrun siz kıyaslayın. Ama, şunun da altını çiziyorum, bir tarafta Barcelona ve Inter oynuyor.
Doğrulamak isteyenler için,

fc barcelona.cat


29 Kasım Pazar günü, Barcelona ve Real Madrid arasında oynanacak maçın bilet fiyatları da 27 Kasım da satışta olacakmış,


MEMBER PUBLIC
GRANDSTAND de 152 a 214 € de 160 a 225 €
LATERAL de 114 a 166 € de 120 a 175 €
GOAL de 85 a 103 € de 89 a 108 €
GENERAL 71€ 75€

Member discount : 5%

Bu biraz daha yüksek fiyatlı ancak, adı geçen takımlar da şu an Avrupa nın en iyi kadrolarına sahip iki takımı, bu fiyatlar içinde en yüksek bilet fiyatı 225 € ve yaklaşık 500 TL civarında, ama bu kez Barcelona ve Real Madrid.

İçimizdeki İrlandalılar

Aslında haber biraz eski. Facebook'ta okumuş olanlar da olabilir. Ama hele ki dünkü maçtan sonra paylaşmadan edemedim. İrlanda ve Fransa'daki ilk maçtan önce Fransız görevliler, İrlandalı görevlilere bir mektup göndererek Sarkozy'nin maça katılmak istediğini söylerler. Bu nedenle şeref tribününde (director box) bir yer ayrılması talebinde bulunurlar. "Sense of Humuor" kabiliyeti yüksek İrlandalı arkadaşta bu "box" lafını biraz çarpıtır. Sarkozy'nin boyu kısa malum. İrlandalı arkadaşta bunu Sarkozy'nin boyunu yüksek göstermek için bir kutu olarak algılar ve hangi ölçülerde istendiğini sorar. Fransız anlamaz. Nasıl yani, kaç tane director box var ki der? İrlandalı arkadaşta 30 cm ve 60 cm olmak üzere iki kutu var deyip başlar açıklamaya. Fransız işe uyanır. Ama artık çok geçtir. Diplomatik bir kriz olmadan atlatıldı ama sanırım.Mektuplar uzun olduğu için linki veriyorum.

İrishsoccerinsider

Bu arada bir son dakika gelişmesi. İrlanda dün akşamki maçın tekrarını istemiş. Bakalım Platini ne yapacak?

Derbi bilet fiyatları...














Yarından sonra, İnönü Stadında müthiş bir derbi var. Beşiktaş ile Fenerbahçe karşılaşacak. Maçın hakemi yine Fırat Aydınus, yani her şey iyi yolda gidiyor. Ancak anlam veremediğim ve gözüme çok fazla batan birşey var Salı gününden beri. Bilet fiyatları açıklandı ve şöyle,

Eski Açık: 75,00 TL
Kapalı Alt: 200,00 TL
Kapalı Üst: 250,00 TL
Numaralı Kenar: 225,00 TL
Numaralı Orta: 250,00 TL
VIP Alt A - F: 250,00 TL
VIP Alt B - E: 320,00 TL
VIP Alt C - D: 400,00 TL
VIP Üst A - F: 450,00 TL
VIP Üst B - E: 650,00 TL
Yeni Açık: 75,00 TL


Şimdi Süper Ligin 10. haftasında oynanmış olan Fenerbahçe - Galatasaray derbisinin bilet fiyatlarını bir inceleyelim.

Türk Telekom Ve Migros Kale Arkası Tribünü: 66,00 TL
Fenerium Üst H-I Blok: 132,00.- TL
Fenerium Üst C-D-F-G Blok: 154,00.- TL
Fenerium Alt G Blok: 205,00.- TL
Fenerium Alt B-F Blok 255,00.- TL
Fenerium Alt C-E Blok: 305,00.- TL
Fenerıum Alt D Blok: 315,00.- TL

5. haftada oynanmış olan Galatasaray - Beşiktaş maçının bilet fiyatları da,

Numaralı Grup 1: 220 TL
Numaralı Grup 2: 165 TL
Kapalı Alt Grup 1: 220 TL
Kapalı Alt Grup 2: 165 TL
Yeni Açık Alt: 50 TL
Yeni Açık Üst: 50 TL
Eski Açık: 50 YTL

İlginç. Sanırım Beşiktaş başkana olan borcunu böyle ödemeye çalışacak. Umarım, yeterli sayıda taraftarını stada getirebilir de, borç mu ödeyecek yoksa maç mı kazanacaksa artık bir şeyler yapar. Ya da biraz daha para biriktirip, gol yollarındaki sorunu yeni bir 9,5 numara transferiyle mi çözmeye çalışıyorlar (Mesela G.Antepli Beto)(!)? Ancak toplanan paralar sanırım buna yeterli olmaz, işin içine buçuk girince kapılar 8 milyondan açılıyor.

G.Afrika - 2010

Yine bir Dünya Kupası geldi, dayandı kapımıza. Aslında daha 2010 a bile girmedik ama, 4 yılda bir olduğunu bir düşünürsek 6-7 aylık bir süre, birkaç gün hissi verebilir. Ve yine bizler bu yaz aylarında maçları izlerken "Ulan, şu adamlara bak yaa, bunlar katılıyor, Türkiye yok" diye söylene söylene isyan edeceğiz. Katılsak ne olurdu diye düşünmeye gerek bile yok aslında, çünkü biz farklı bir takımız. Turnuvalarda değişik bir role bürünüyor oyuncularımız. 2002 de Dünya 3. sü olduğumuzu hatırlatıyorum, ancak hiç bir Avrupa ülkesiyle karşılaşmamış olmamız da ilginçti. Ha, gerçi Avrupa 3. lüğümüz de var(!) Sonuç olarak, Türkiye gitmiyor Afrika ya, hatta bizi eleyip de iyi yolda ilerleyen Bosna-Hersek de dün Portekiz e bir kez daha yenilerek, Dünya Kupası na katılmaya hak kazanamadı. Aslında benim görüşüm, Portekizin katılıyor olması daha iyi oldu. Yoksa sezon sonuna kadar Ronaldo sakat olmasaydı katılırlardı yorumlarıyla uyutulacaktık. Bir taraftan da formda Dzeko ve Misimovic gibi isimlerin Dünya Kupasında rol alamayacak olması da hoş değil tabi. Bunlara bir de Arshavin ve Pavlyuchenko gibi isimler de eklenince yazık oluyor. Ha, tabi Messi, Aguero gibi yeteneklerin de son anda vize aldığını, Cristiano Ronaldonun belki de şans eseri katılıyor olduğunu, Ribery nin, Henry' nin eliyle aldığı top sayesinde Afrika' da olacağını da vurgulamak lazım.

İşte Dünya Kupasında izleyeceğimizi 32 ülke:

AVRUPA KITASI
Danimarka
Almanya
İspanya
İngiltere
Sırbistan
İtalya
Hollanda
İsviçre
Slovakya
Portekiz
Yunanistan
Fransa
Slovenya

AFRİKA KITASI
Güney Afrika (ev sahibi)
Gana
Fildişi Sahilleri
Kamerun
Nijerya
Cezayir

ASYA/OKYANUSYA KITALARI
Avustralya
Japonya
Güney Kore
Kuzey Kore
Yeni Zelanda

KUZEY, MERKEZİ AMERİKA, KARAYİPLER KITASI
Amerika Birleşik Devletleri
Meksika
Honduras

GÜNEY AMERİKA KITASI
Brezilya
Paraguay
Şili
Arjantin
Uruguay

Genel anlamda bakarsak, G.Amerika kıtasından gelen 5 takım da renkli, eğlenceli takımlar. Kuzay Amerikadan bir tek A.B.D. belki kendini gösterebilecektir, Meksika da De Nigris için oynayacak değil ya.. Honduras' a yorum yapmıyorum.. Asya Kıtasından Y. Zelanda genç ve dinamik bir takım ve çok uzun aradan sonra Dünya Kupasındalar. Avusturalya ve Japonya böyle turnuvalara alışkınlar zaten. Afrika' dan kendini ispatlamış, Nijerya, Kamerun, Fildişi Sahilleri ve ev sahibi G.Afrika dışında, benim ilgimi çeken bir diğer ülke Cezayir. Mısır' ı eleyip de geliyorlar ve Cezayir eğer bir iki sürpriz puan alırsa bu beni şaşırtmayacaktır. Avrupa da bana göre bu turnuvanın da en önde gelen favorisi İspanya için söylenebilecek fazla birşey yok. Hollanda ve İngiltere prestij peşinde artık, ayrıca unutmayalım ki Almanya nın her turnuvada olduğu gibi yine en azından bir yarı finali olur.

Daha zamanımız çok ve hazırlık maçlarıyla da bu takımları izleyerek biraz daha fikir edinme şansımız olacaktır. Gün geçtikçe buradan her ülke için çok daha farklı yorumlarımızı ve analizlerimizi sizlerle paylaşacağız.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Milli Takım'ın yeni hocası


Milli Takımın başına kimin geleceği henüz belirsizliğini koruyor. Aslında benim ilk tercihim Oğuz Çetin veya Metin Tekin olurdu(veya her ikisi de!). Ancak bu koşullarda bunun olması pek mümkün gözükmüyor. Bu durumda aklıma Avrupa Şampiyonu teknik direktör Luis Aragones geliyor. Fenerbahçe’de başarılı olduğunu söylemek mümkün değil . Ancak kulüp takımını çalıştırmakla milli takım çalıştırmak birbirinden az da olsa ayrı meziyetler gerektirir sanırım. Bu durumda 4 sene çalıştırıp da Avrupa’nın zirvesine taşıdığı ve hatta yenilmezlik rekoru kırdığı bir milli takım örneği varken üstelik ülkemizde çalışarak oyuncular hakkında fikir edindiğini de varsayarsak Luis Aragones, Türk Milli Takımı’nın başında başarılı olabilir. Hem belki Fenerbahçe ile olan tazminat sorunu ve Avrupa’nın Türk futbolu üzerindeki olumsuz izlenimi de bu yolla aşılmış olur.

Beşiktaş sabah akşam yenerdi...

Cumartesi akşamı İnönü Stadında Beşiktaş ile Fenerbahçe kozlarını paylaşacaklar yine. Bir tarafta bir türlü aradığını bulamayan, taraftarını fazlasıyla üzen, Avrupadan da elenmenin kıyısında bekleyen, yönetiminin değişmesini bekleyip, bir taraftan da değişmese de bu kadar borcun altına girmesek diye düşünen, taktikleriyle oyuncularına yedek kulübesinde nasıl oturulabileceğini çok iyi öğreten Mustafa Denizli yönetimindeki Beşiktaş; diğer yanda da sezona fırtına gibi girip tarihindeki en iyi başlangıçlarından birini yapan, Avrupa Liginde emin adımlarla ilerleyen, ezeli rakibi Galatasaray' a sahayı dar edip, rahat kazanan, taraftarıyla barışık, iyi futbol oynamasa da Türkiye de böyleymiş gibi gösteren, dahilikleriyle ünlü, Kayseriden alınan 1 puana şükrederken, İnönüden alacağımız beraberlik başarıdır diyen Cristoph Daum yönetimindeki Fenerbahçe. Aslında Daum un bu tip demeçlerini futbolla az da olsa ilgilenen birisi bilir. Her önemli maç öncesinde vardır kendisine has bir tarzı. İşin ilginç bir boyutu da iki teknik adam da rakip olan takımı zamanında çalıştırmış ve çalıştırdıkları dönemlerde bu takımları şampiyon bile yapmışlardır. Emre Belözoğlu, "Beşiktaş ı yenersek yarıştan ekarte etmiş oluruz" demiş. Doğru söze ne hacet derken, bir taraftan da geçen sezon şampiyon olan Beşiktaş ı da hatırlatmak isterim. Geçen sezon güçlü rakiplerinden yalnızca Galatasaray ı bir maçta 2-1 yenebilmiştir. Bu güçlü rakiplere Fenerbahçe, Trabzonspor dışında Bursaspor ve Sivasspor da dahildi. Bunca skora rağmen diğer takımların saçmalıklarıyla Beşiktaş şampiyon olabilmişti. Aslında, demek istediğim dünyanın sonu değil ama artık Beşiktaşın Fenerbahçe yi yenme zamanı geldi diye düşünüyorum. Eski Fenerbahçeli futbolcu Rıdvan Dilmen in Beşiktaşın Fenerbahçeyi yendiği bir maçtan sonraki açıklaması "Beşiktaş bizi zaten sabah akşam yenerdi". Biz de hep böyle bilmiştik ama son dönemde işin rengi biraz değişti. Buna bir son vermesi gerekiyor artık Beşiktaş ın. Yan tarafta yapmış olduğumuz ankette de görünen o ki Beşiktaş biraz ağır basıyor. Ne diyelim, Cumartesi günü bir an önce gelsin de biz de maziden geri dönelim.

17 Kasım 2009 Salı

Nostalji goller

İşte sizlere Türk takımları ve milli takım formasıyla Avrupa da atılmış ve defalarca bizlerin sokaklara dökülmesine vesile olmuş seçmece 20 gol... İyi seyirler...

Dünyayı sallayan 15 dakika

video

En taze futbol filminden ilk görüntüler.Mayıs 2005’te İstanbul’daki Şampiyonlar Ligi finalinin konu edildiği film. Devre arasında yaşananlar film edilmiş. Dave Kirby yazmış, Neil Fitzmaurice Rafa Benitez’i canlandırıyor. Gerard, Carragher ve Hamann da filmde ufak roller almış. Bugün Premiere'i Liverpool'da yapılmış. Darısı başımıza.

16 Kasım 2009 Pazartesi

2012

















Geçtiğimiz hafta sonunda Dünya Kupası elemeleri, play-off ları derken liglere bir hafta daha ara verilmiş oldu. Hem de Beşiktaş - Fenerbahçe derbisi oynanacakken. Ben de maç izleyememenin yaratmış olduğu sıkntıyla, tercihimi sinemadan yana kullandım. Yaklaşık 2-3 ay önce fragmanını ağzım açık izlediğim filmi merak ediyordum ve çok büyük bir heyecanla gittim. Film, görsel efektleri "Oha!" dedirtecek kadar iyi ve neredeyse sıfır hatayla yaratılmış bir filmdi. Ancak konu bütünlüğü, kurgu ya da bizlerin asıl merak ettikleri, Maya takvimi, Pagan ve Hristiyan dinlerinin çağ başlangıçları, çağ sonları hatta ve hatta kıyamet(!) ten bile bahsetmiyordu. Bir tek cümleyle Mayalar bunu zamanında bulmuşlar diye geçiştirdiler. Film klasik Holywood kahramanlık filmi olmuş, ben hayal kırıklığına uğradım şahsen. Kahramanlık filmi yerine kıyamet filmi bekliyordum. Buradan film eleştirmek, kötülemek ya da tanıtmak adetimiz değil aslında, hatta kötüleyip eleştirmek haddimiz de değil.. Ben sadece benim gibi sosyolojik ve felsefi bir film beklentisi olanlara iki çift laf ediyorum. Ama görsel efektleri gerçekten fazla. Biz 3 kişi izledik filmi, ben ve bir arkadaşım aynı düşünceleri paylaşırken, üçüncüsü filmi kendince yeterli bulduğunu söylüyordu. Görsel sanat sonuçta, biz beğenmedik diye film kötüdür demeye de hakkımız yok zaten... Ancak, benim için 2012 yılı artık Karşıyaka nın 100. yılı olmasından başka bir şey ifade etmiyor, umarım o zamana kadar Süper Lig' e yerleşmiş olurlar.

Ziraat Türkiye Kupası

Geçen yıllarda Fortis sponsorluğunda düzenlenen ve Lig Tv tarafından yayınlanan Türkiye Kupası maçları, 2009-2010 sezonu itibariyle çok daha farklı bir oluşum içine girdi. Öncelikle ismi ve sponsoru değişen kupa artık Ziraat Türkiye Kupası olarak anılıyor. Aynı zamanda, yapılan ihale sonucu maç yayın haklarını da 2009-10 ve 2010-11 sezonları için TRT almış bulunmakta. Bu arada kupaya katılan takım sayısı da geçtiğimiz yıl 54 ken bu sezon itibariyle, 71 e çıkarılmış. Ayrıca alt liglerden katılan kulüplerin 3 tur geçmesi sonucu gruplara kalma başarısı gösterdiklerinde, 165 bin dolarlık da bir performans primi kazanmaları söz konusu. Ödenecek toplam ödül miktarı da % 30 luk bir artışla 17.1 milyon dolara çıkartılmış. Benim kanaatime göre, Türkiye Futbol Federasyonu, TRT ve Türkiye Ziraat Bankası gibi köklü üç tane kurumun böyle bir organizasyonu birlikte üstleniyor olmaları, kupayı çok daha "Türkiye" Kupası haline getirmiş gibi görünüyor. UEFA' nın 1962 yılında Kupa Galipleri Kupası na katılma zorunluluğu getirmesi üzerine yaratılmış olan şampiyona 1962-63 sezonundan 1980-81 sezonuna kadar Türkiye Kupası adıyla oynanmıştır. 1980-81 sezonundan 1992-93 sezonuna kadar Federasyon Kupası adı altında, 1993 ten 2005 yılına kadar tekrardan Türkiye Kupası olarak adlandırılmıştır. 2005-06 sezonundan da 2009-10 sezonuna kadar Fortis'in sponsorluğuyla Fortis Türkiye Kupası olan turnuva bu sezon itibariyle adını Ziraat Türkiye Kupası na bırakmıştır. İlginçtir ki Fortis sponsorluğunda geçen 4 sezonda, 3 kez Beşiktaş, 1 kez de Kayserispor kupayı müzesine götürmüştür. Fortis in Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor gibi büyük kulüplere pek de uğurlu geldiği söylenemez. 3 dev Türk kurumunun bu atılmıyla belki de çok daha önem kazanmış olan turnuvayı artık evlerimizden şifresiz takip edebilecek olmak da ayrı bir hava katacaktır. Hayırlısı olsun... Bu arada ödül tablosu ve çekilen kura sonucu oluşan grupların listesini aşağıda bilgilerinize sunuyorum. Galatasaray ve Trabzonsporun aynı gruba düşmesi şimdiden kupayı iki kat daha merak edilir duruma getirmiş.

Ziraat Türkiye Kupası Ödülleri

ZİRAAT TÜRKİYE KUPASI 2009-2010 SEZONU ÖDÜLLERİ (USD)


1 TAKIM

TOPLAM

1. ELEME GRUBU KATILIM

20.000

680.000

2. ELEME GRUBU KATILIM

20.000

720.000

PLAY-OFF KATILIM

25.000

800.000

20 TAKIMLI GRUBA KATILIM

100.000

2.000.000

GRUPTA GALİBİYET (Beraberlik 50.000. USD)

100.000

4.000.000

4 GRUBUN BİRİNCİLERİ

200.000

800.000

4 GRUBUN İKİNCİLERİ

100.000

400.000

ÇEYREK FİNALE KATILIM

150.000

1.200.000

MAÇLARDA GALİBİYET (Beraberlik 75.000. USD)

150.000

1.200.000

TUR ATLAMA PRİMİ

200.000

800.000

YARI FİNALE KATILIM

200.000

800.000

MAÇLARDA GALİBİYET (Beraberlik 100.000 USD)

200.000

800.000

TUR ATLAMA PRİMİ

250.000

500.000

ŞAMPİYON KULÜP

1.500.000

1.500.000

KUPA İKİNCİSİ

900.000

900.000

TOPLAM


17.100.000


2009-10 sezonu Ziraat Türkiye Kupası Grupları

(A) Grubu: Fenerbahçe, Eskişehirspor, Antalyaspor, Altay, Tokatspor
(B) Grubu: Denizli Belediyespor, Trabzonspor, Galatasaray, Ankaragücü, Orduspor
(C) Grubu: Giresunspor, Tarsus İdmanyurdu, Sivasspor, Bursaspor, Denizlispor
(D) Grubu: Manisaspor, Kasımpaşa, Konya Şekerspor, Beşiktaş, İstanbul B. Belediyespor

Antonio "The Mask" De Nigris

Futbol dünyası üzerinde kara bulutlar dolanıyor. Enke'nin ölümü, Cudicini'nin geçirdiği ağır kaza derken bu gün de bir dönem Gaziantep ve Ankaraspor'da oynamış Meksikalı oyuncunun kalp krizi geçirerek vefat ettiği haberi geldi. Toprağı bol olsun. Oyunuyla keyif, maskesiyle renk katmıştı futbolumuza. Pazartesi gününe böyle başlamak hiç de hoş olmadı.

Oyuna Arkadan Bakan Adamın Dramı...


Bir futbol sahası bu defa maç için değil bir cenaze töreni için kullanıldı.Başlama vuruşu yerine bitiş ilahileri vardı...Zamanında okul takımında kalecilik yapmış dostum "Rüyacı", bana bir yazı göndermiş. Keyifli okumalar:

Enkenin ölümü herkes gibi beni de çok üzdü ama aklımda bazı düşüncelerin dolanmasını engelleyemedim.
Kaleciler...
Futbol camiasıyla haşır neşir olan herkes bilir..." kaleciler biraz delidir"
Yüzdeye bakıldığında ;sıradışı olayları genellikle kaleciler yaparlar bir futbol takımında ve futbolcuların hiç de garipsemeden "kaleci işte" yorumuyla geçiştirilirler..
Bunu hep düşünmüşümdür...
Bir insanın kaleci olurken ki serüveniyle alakalı olsa gerek..
Mahallede kimse ben iyi kaleciyim diye kaleci olmaz ilk başlarda...
Kaleciler hep bu oyunun en kötü oynayanları arasından seçilir...
Oyunun dışında kalmaktansa bir köşesinden tutmayı tercih eden kaleciler ise ,kendilerini yerden yere atarken ,her yenilen gol sonrasıda sert bakışlarıyla karşılaşmak zorunda kalırlar takımdaşlarının.
Kaleciler emekçileridir bu mesleğin ve sadece oyunun dışında kalmamak,dışlanmamak için kabul etikleri bu mevkide bile her oyunda en arkada yanlızlardır...
Ki onlar arkadaşlarıyla birşeyler paylaşmak için fedakarlık gösterenlerdir...
İnat edenlerdir..
Kavga edenlerdir...
Enke sanırım kavga etmekten yoruldu..

15 Kasım 2009 Pazar

Kaybetme Kültürü

Fotoğraf Fenerbahçe taraftar sitesi Antu'dan. Nasıl bir yorumdur bu. Maçı izlemedim ama yazık. Bir spor müsabakası sonrası bunlar olmamalı. Bir spor müsabakası içerisinde de öyle şeyler olmamalı. Bir hafta futbol maçları oynanmadı ve yaşanan duruma bakın. Gs galip gelse nolur Fb galip gelse ne olur. Futbol maçında yaşanan saçmalıklar, basketbola da taşındı. Bir kaç senedir oluyor bunlar. Ne zaman vazgeçicez. Bir spor müsabakası sonrası bir grup insanın bir grup insana fotoğraftaki gibi hakaret etmesi neden. Spor bu mu? Bir bayan taraftarın orta parmağını gösterdiği fotoğraflar da yayınlandı. Bayanların tribünlere girmesi de bir şeyi değiştirmeyecek belli ki. Şu ülkede spor bu kadar seviyesiz olmamalı. Bana verseler Gs yi ligden düşürürüm. Ama ötekiler de bunu yaptı demeden. Belli ki bir yerden başlanmalı. O gün bugün olsun. Tribünler temizlensin. Sporseverler de kaybetmenin hayatın sonu olmadığını, haftaya olmazsa öbür hafta kazanabileceklerini unutmasınlar. Holiganlar da defolsun gitsin.

Gitme kal bu takımda!!


Bugün Fanatikte çıkan habere göre kulübe yolu gözükmüş. Kendisi "kurban" seçilmiş. Elano kulübede oturmaktan rahatsızmış, Keita geri dönüyormuş. Kewell'ın performansı yüksek olmasına rağmen yedeğe alınacakmış. Bunlar olabilir, daha önce de yedek kaldı Kewell. Bir takımın kadro yapısıyla ilgili haber yapmak ne kazandırıyor bilmiyorum. Yetkili bir kişi çıkıp da açıklamadıktan sonra herşey mümkün. Takımların neden 20 küsur kişilik kadroları var? Ama işin asıl ilginç yanı bu haberin Kewell'ın sözleşmesinin uzatılıp uzatılmayacağı tartışmaları yapılırken yayınlanması.Taraftarla yönetimin ve hatta Rijkaard'ın arası mı açılmaya çalışılıyor? Bir de buna Kewell'a Fenerbahçe'nin teklif yaptığı haberleri eklendi.
ilginçtir, taraftarlar -ben de dahil- 1,5 sene bile olmamasına rağmen O'nu çok sevdik.
Adı muhakkak ki efsaneler arasında yer alacak.Sözleşmesinin uzatılmasını istiyoruz. Bunu isterken de yaşını biliyoruz,enerjisini 90 dakikaya yayamadığını da görüyoruz ama onun futbolunu izlemekten keyif alıyoruz. Futbol, futbolu bilenlerle güzel. Ve hiç şüphesiz Kewell onlardan biri.

14 Kasım 2009 Cumartesi

Football League War Cup


Geçen gün National Geographics’te İkinci Dünya Savaşı belgeselinde denk geldim. Fransızlar, Paris zarar görmesin diye kenti koşulsuz teslim ederken, Naziler göç eden konvoylara bomba atıyordu. Bu üzücü görüntüleri izlerken aklıma acaba o dönemde futbol ne alemdeydi diye merak ettim. Daha çok İngiltere’de olanlar hakkında bilgi bulabildim.

3 Eylül 1939’da dönemin İngiltere başbakanı Neville Chamberlein,Nazi Almanyası’na savaş ilan etti. 26 Ağustos’ta başlayan lig de ilk 3 maçını kazanan Blackpool liderdi. Ancak 14 Eylül’de Futbol Ligi’nin ulusal olarak değil ancak bölgesel olarak devam etmesine karar verildi. Güvenlik nedeniyle maçlara 8.000 kişiden fazlasının katılmasına izin verilmiyordu ancak daha sonra bu sayı 15.000’e çıkarıldı.

Kimi kaynaklara göre 10 kimine göre 7 bölgesel lig oluşturuldu.West Ham United, seçmelere katılamayan oyunculara haksızlık yapıldığını savunarak, savaşa katan oyuncularına da ödeme yapacağını açıkladı. Futbol Ligi yönetimi bunun diğer kulüplere de örnek olmasını istedi.

Savaş ilan edilmişti ancak Hitler, Fransa ve İngiltere’ye saldırmamıştı. Bu nedenle ilgililer Futbol League War Cup adında bir turnuva yapmaya karar verdiler. Ancak 10 Mayıs (1940)’ta Hitler,Fransaya saldırı talimatı verdi. Buna rağmen 8 Haziran’da yapılan final maçında West Ham,Balckburn’u Sam Small’un golüyle 1-0 yenerek bu kupanın sahibi oldu.(fotoğrafta görülen) Wembley’de oynanan bu maçı bombalanma riskine rağmen 42.300 kişi izledi. (Bombalama 10 Temmuz’da başladı). Bombalamalar sırasında Futbol Ligi’nin devam etmesi sağlandı çünkü Churcill futbolun insanlara moral verdiğini düşünüyordu.

1941’de bombalamalar devam ederken Proston North End ile Arsenal, 60.000 kişini izlediği maçta Wembley’de 1-1 berabere kaldı. Rövanç maçını Preston 2-1 kazanarak kupanın sahibi oldu. Preston adına 2 golü de Robet Beatie attı. 1941’de Preston bölgesel lig şampiyonu olabilmek için Liverpool’u yenmeliydi.Öyle de oldu. Maçı Andrew Mclaren’in 6 golüyle 6-1 kazandılar. Preston o dönemin en iyi takımıydı ancak İkinci Dünya Savaşı onları durdurmuştu.1942’deki Football League War Cup’un sahibi Sunderland’i 4-1 yenen Wolves oldu.

1945’te Hitlerin intiharıyla savaşın sonuna gelindi. War Cup bundan sonra bir sene daha oynandı ve yerini yeni yapısıtla F.A Cup’a bıraktı. Artık uzatmalar, penaltılar ve deplasmanda gol atma avantajı vardı. Maçlar iki ayaklı oynanacaktı....

Dönemden anektodlar:


Fotoğraftakiler Bolton Wanderers'lı oyuncular; Billy Ithell, Danny Winter, Jackie Roberts, George Caterall, Don Howe and Harry Goslin.

Savaş sırasında Bolton Wanderers'ın 35 oyuncusundan 32 si orduya katılmış, 3 ünü de maden işçilerine yardıma gitmiş. İkinci Dünya Savaşı sırasında 783 futbolcu bölgesel ordulara katılmış.

Jackie Milburn ilk maçına 1943'te Newcastle formasıyla çıkmış ve savaş yıllarında 38 gol atmış. Daha sonraki kariyerinde 200 gol daha atarak toplamda 238 gole ulaşmış. Ancak savaş yıllarındaki goller sayılmadığından Newcastle United'ın en golcü oyuncusu ünvanını 206 gollü Alan Shearer'a kaptırmış!

13 Kasım 2009 Cuma

UEFA' dan mali denetlemeler....

















Daha önce, UEFA' nın "finansal fair play" adı altında bir oluşuma gittiğini burada da yazmıştık. Bu yapılanmanın getirisi olarak da "Finansal Denetim Masası" (Club Financial Control Panel) adıyla bir ekip oluşturuldu. Eski Belçika Başbakanı Jean-Luc Dehaene'nin başkanlığında, İspanyol Jacobo Beltran, Alman Egon Franck, İtalyan Umberto Lago, Hollandalı Johan Lokhorst, Yunan Petros Mavroidis, Fransız Yves Wehrli, İngiliz Brian Lomax ve İskoç Brian Quinn gibi isimlerden oluşturulan bu ekibin işletme, finans ve hukuk üzerinde uzmanlıkları varmış. Avrupa kulüplerinin mali işlerini inceleyip, gerektiğinde Avrupa turnuvalarından diskalifiye edilmelerini söyleyebileceklermiş. Başkan Platini, bu birliği "Avrupada Finansal fair play kurmak" için yarattıklarını vurgulamış. Ayrıca UEFA, kurulan birliğin ve yapılacak olan denetleme süreçlerinin Avrupa futbolunda yeni bir çağ açacağına inanıyor.

Mesut Özil


Borges kendi blogunda Mesut Özil'in oyun zekasının analiz edildiği bir video yayınlamıştı. 21 yaşındaki Mesut'un adı şimdiden transfer gündeminde. 2011'e kadar sözleşmesi var ama Arsene Wenger, Mesut'un peşinde düşmüş bile. Sevilla'da devredeymiş.Werder Bremen'de bırakmak istemiyor tabi. Mesut'un gönlünde de Barcelona'daymış. Bu yazın en önemli transferlerinden biri olacak bence.Türk Milli takımını seçseydi de böyle olur muydu? Yoksa 10 numara ihtiyacımızı Tümer mi doldururdu yine.

12 Kasım 2009 Perşembe

Türkiye'de antrenör olmak


Darius Vassel’e yapılanları okuduk. Pascal’da bununla ilgili yazdı. Öte yandan Ankaragücü’yle ilgili tek haber bu değildi. Rıdvan Dilmen’in, benim de katıldığım, deyimiyle takımın teknik direktörü faşist yöntemlerle kovuldu. Faşistlik, Gökçek ailesine uzak bir kavram değil. Ankaragücü’nü de çok sevdiğim söylenemezdi zaten. 12 Eylül cuntası Türkiye Kupası alan 1. Lige çkar diye madde çıkartıp ardından da kimbilir ne şekilde Ankaragücü’ne kupa aldırmış ve 1. Lie çıkış böyle olmuş. Saygı duyarım orası ayrı.Bundan sonra neler olacak merakla takip edeceğim. Takımın başına gelmesi muhtemel isimler;

-Giray Bulak,
-Erdoğan Arıca,
-Samet Aybaba,
-Yılmaz Vural,
-Erhan Altın,
-Nurullah Sağlam,

Durun hemen itiraz etmeyin. Bu isimlerden birisi Hikmet Karaman’ın arkasından gelmez. Şimdi gelecek teknik direktörün ardından son 6-8 hafta takımı düşmekten kurtarmak için gelirler. Biz bu filmi çok gördük. Umarım yanılırım. Umarım Türk teknik direktörler meslektaşlarına yapılan bu haksızlığa seyirci kalmaz.O’nun yerine geçmezler. Bu sezon Nurullah Sağlam’a yapılan son olur. Türkiye Futbol Federasyonu’da takımlar ve teknik direktörler için sezonluk sınırlama getirir ve Türk Futbolu bir nebze de olsa istikrar kazanır.
Umarız teknik direktörler projesi, uzun vadeli planları olmayan takımlara gitmezler.

Hikmet Karaman’a gelince. Kendisini Kocaelispor’da tanıdım. Türkiye Kupası’nın birinde yardımcı antrenör , diğerinde teknik direktördü. Kendisi de bu çarkın içinde çok ezildi. Ondan sonra geleni adamdan saymam diye bir laf ettim gün içinde.Sonra öğrendim ki Hagi ile görüşülüyormuş.Ağır oldu. Umarım anlaşamazlar. Ama Hagi adaletli adamdır,yapmaz.

Kaleciler Üzerindeki Lanet


Enke'nin üzüntüsünü yaşarken bir kötü haber de bir dönem Chelsea'de de oynamış 36 yaşındaki Tottenham kalecisi Carlo Cuddicini'den geldi. Motorsiklet kazası geçirmiş, bilekleri ve kalçası kırılmış. Polis kazayı, "possibly life-changing" olarak tanımlamış. Umarız iyi yönde değişir. Acil şifalar...

Bunu da yaptık...

Çok enteresan yerlerde gezen Türk futbolu, her geçen sene bir adım ileriye gidiyor(!), gelişiyoruz, gençlerimiz Dünya Kupasında çeyrek final oynuyor, Avrupa 3. sü, Dünya 3. sü derken, kaliteli futbolcuların da Türkiye Ligini tercih etmeye başladıklarına da şahit oluyoruz. Ankaragücü, bu sezon 100. yılı şerefine, İngilizlerin ünlü forveti Darius Vassell' i transfer erdeken, gerçekten çok sevinmiştim, bir diğer taraftan da şaşkındım. Çok fazla bir katkı sağlayamasa da, sakat da olsa, renk katamasa da, Vassell Türkiye ye gelmişti ve Ankaragücü formasını giyiyordu. Bu da Türk futbolu açısından takdir edilecek bir durumdu. Ben zaten Vassell in formunu, performansını sorgulamıyorum, Premier Lig tecrübesine sahip olması bile Ankaragücü ne sınıf atlatabilecek bir faktördür, bana göre... Bu yüzden de sezon başından bu yana, takdir kazanan ekiplerdendi Ankaragücü, her ne kadar usulsüzlüklere karışıp, Ankarasporun düşürülmesinde rol oynamış olsa bile. Ta ki, dün geceye kadar. Bu fotoğraf Ankara, Crowne Plaza Hotel' in çıkış kapısında çekilmiş bir fotoğraf. Vassell otelden kovulmuş. Sebebi ise Ankaragücü yetkililerinin otel ücretini ödemiyor olmasıymış. Umuyorum ki ortada ciddi bir yanlış anlaşılma olmuştur, ya da geçerli bir açıklamaya sahiptir, Ankaragücü yönetimi. Yoksa bu şekilde bir prestij kaybı, yalnızca onların değil, tüm Türkiyenin yukarıda saydığım başarılardan bir adım daha öteye(!) gitmesine sebep olacaktır. Ortada şöyle bir gerçek var ki, Vassell şu an kendi cebinden ödediği ücretle başka bir otelde konaklıyormuş. Bu arada, elindeki tablo, Atatürk portresiymiş ve gideceği her yerde duvarına asacağını söylüyormuş, bu da enteresan, aman dikkat Vassell, orası Ankara!!

Sayılarla Futbol

OECD'nin Futbol Sektörü aracılığıyla karapara aklama raporunda verilen futbol istatistikleri.Futbolda karapara ve finansal fair play yazılarının devamı gelecek ama şimdilik meraklısına;

•Dünyada yaklaşık 265 milyon kişi futbol oynuyor,
•Bunların yüzde 8’ini kadınlar oluşturuyor.
•Dünyada resmi kayıtlı futbolcu sayısı 38 milyon,
•Hakem ve diğer yetkililerin sayısı 5 milyon,
•Kulüp sayısı da 301 bin.
•En fazla kayıtlı futbolcu 6 milyonla Almanya’da bulunuyor. Bunu 4 milyonla ABD, 2 milyonla Brezilya, 1’er milyonla İngiltere, Güney Afrika,Hollanda ve Japonya, 400’er binle de Kanada, Rusya, Çin, Ukrayna, Çek Cumhuriyeti, Polonya, İspanya, Avusturya, Şili ve İran izliyor.
•Futbolda sadece Avrupa pazarının büyüklüğü 13,8 milyar liraya ulaşıyor. Avrupa’nın en büyük ligleri arasında İngiltere’de futbol gelirleri yılda 2 milyar 273 milyon avro, Almanya’da 1 milyar 379 milyon avro, İspanya’da 1 milyar 326 milyon avro, İtalya’da 1 milyar 163 milyon avro, Fransa’da da 972 milyon avro olarak belirleniyor.