1 Kasım 2010 Pazartesi

THY-Manchester United

25 Ekim 2010 Pazartesi

Beraberliğe Sevinenler...

Videoyu bu adresten izleyebilirsiniz

Beraberliğe Sevinenler

not: video küçük geldi..ayarını da yapamadım ama verilmek istenen mesaj kayboldu. idare ediverin..

24 Ekim 2010 Pazar

Haliyet-i Ruhiye


Edinebildiğimiz bilgilere göre Rijkaard hala İstanbul'da. Muhtemelen bu geceki maçı da izlemiştir. Merak ediyorum. Acaba ne düşündü? Servet'i sahada gördüğünde, bugünkü oyunu gördüğünde ne düşündü? Taktiği, dizilişi gördüğünde ne hissetti. Merak ediyorum, acaba, 2. Terim dönemi,2. Hagi dönemi hatta 2. Feldkamp dönemi gibi 2.Rjkaard dönemi de olacak mı? Acaba yarın çıkıp Servet'i kadro dışı bırakacaklar mı? Acaba Adnan Sezgin'i kovacaklar mı? Acaba taraftarın bugün alınan FB beraberliğinden sonra Taksim meydanında çılgınlar gibi sevinmesine sebep olanlar kimler? Bu psikolojide olmamızın bedeli ödenecek mi? Merak ediyorum.... Haftaya Ali Sami Yen'de oynanacak maçta taraftar nasıl bir tepki verecek? Tepki verecek mi acaba? yoksa FB beraberliği her şeyi unutturacak mı? Merak ediyorum mesela Hagi'nin imza törenini neden Sportif Direktör olan, görüşmeleri yaptığı söylenen Adnan Sezgin değil de Cemal Nalga skandalından sonra istifa eden Yiğit Şardan yaptı? ..Yiğit Şardan'ın Tugay bir de bir yardımcı vardı Rumen miydi, kimdi, Hagi'nin daha önce çalıştığı biri demesi GS lileri utandırdı mı merak ediyorum. Rijkaard'ı gönderip kaosun ortasında takımın başına gelen t. direktör'ün yardımcılarını bilmeme lüksüne taraftar sessiz mi kalacak? Merak ediyorum...Bu yönetim cezasız kalacak mı? Merak ediyorum...

22 Ekim 2010 Cuma

Son Rijkaard ve Galatasaray Etiketi

20 Ekim 2010 tarihi özeldir artık benim hayatım için. Ne bileyim bundan sonraki 20 Ekimleri her yıl özel kılabilirim filan. Her 20 Ekimde, gecenin karalığını delen bir mum eşliğinde oturur, saatlerce Rijkaard fotoğraflarına filan bakarım mesela. 2020'lerde ki bir 20 Ekim'de olası çocuğuma,"bak oğlum/kızım bu Frank Rijkaard. Galatasaray'ı çalıştıran efsane teknik direktör" derim. Çünkü o bir efsanedir...

Biz blog yazarlarının birkaç babası vardır. Bunlardan biri Ali Ece. Total Futbol blogu sahibi, Total Futbol programlarının babası. Adam Cruijff'cu, Best'ci, Cantona'cı Clough'cu vs. Hayatını bu ülkedeki futbolseverlere Total Futbol'u anlatmaya adamış bir adam. Ne alaka mı Rijkaard'la? Ali Ece nasıl bizim babamız ve Total Futbol Türkiye'nin başıysa, Rijkaard'dan Cruijff'lardan bize kalmış son Total Futbol efsanesidir.

Galatasaray'daki sorunun yönetim kanadında olduğunu gerek Marat, gereksede ben defalarca dile getirdik. Dünya üzerinde en başarılı takım Barcelona'nın oynadığı oyunun mirasçıcı Rijkaard'ı başarısız kılarak kulüpten göndermek zaten bu sorunun nerde olduğunu gösteren en bariz örnektir.

Birçok cümle boğazımda düğümleniyor. Resmi siteden Rijkaard'la yolların ayrıldığını yazan yazıyı her okuyuşumda gözlerim doluyor. Ah be Kıvırcık, seni nasıl kaybederiz? Senden nasıl vazgeçeriz? Yediremiyorum kendime. Sırf kızgınlığım geçsin diye 2 gün bekledim yazmak için ama olmuyor, dindiremiyorum içimdeki yangını.

Uzun bir süre GS yazmama kararı aldım. Bunuda siz değerli okuyucularıma belirtmek isterim. Bu yazı hem Galatasaray'lı Rijkaard için hemde Galatasaray için bir süreliğine son etikettir.

Güle Güle Kıvırcığım.... Biz seni asla unutmayacağız, sende bizi unutma....

Taraftarlar Kendi Takımını Yönetmesi Gerekir mi?

Dundee FC takımının son çare olarak kendi taraftarlarınca satın alınma haberleri ile İngiltere futbolunda taraftarlar kendi kulüplerine sahip olabilirler mi?

Kendi kulüplerini satın alan taraftar profili İngiltere'de son 10 yılda trend haline geldi. Ebbsfleet United, AFC Wimbledon, FC United of Manchester ve futbol piramidinde yükselen Lig 1 Execer City kendilerinin en sadık destekçileri tarafından sahiplenildi.

Dizginleri ele alan taraftarlar için arka plan değişir. FC United, ünlü Manchester United'in Glazerleri tarafından devralınmasından doğan tepki ile ünlü oldu, şu anda bir kaç milyon pound değeri olan Ebbsfleet, MyFootballClub web sitesininken, Execer Şehri Taraftar güveni onları 2003 yılınd kia kulüp konferans ligine düşüşten sonra kurtardı.

Exeter'in hikayesi, taraftarlara kendi kulüplerini çalıştırmak için bir plan öneriyor. Kulübü hayatta tutabilmek için verilen savaştan sonra(Manchester United karşısında alınan iki beraberlikle FA Cup'ın yardımı ile) hem saha içi hemde saha dışındaki zekice yönetim ile 2008 yılında tekrar Futbol Lig'ine döndüler ve ilk keresinde Lig 1'e yükselerek pormosyon kazanç elde ettiler. Ama her kulüp Exeter'in başarısını elde edemeyebilir.

2008 yılında MyFootballClub Ebbsfleet'i satın aldığında, 27 bin üye kulübü devralmak için 35£ koyarak, personel, transferler ve kadro seçimi için oy kullandı. Bir yıl içinde üye sayıları önce 9.000'e azaldı, bugünlerde ise 3.500 civarında. Klüp 15.000 ihtiyaç bildirdi.

Bu futbolun tüm romantikliğini taşıyorken, bir çoğu zaman kulübün ilgilendiği en önemli nokta, taraftarın sahipliğinin tecrübe ve nasıl yönetildiğinin bilinmesi gerekliliğidir. Sadece tutku başarı için yeterli değil.

Ancak, sıfırdan kurulan ve geleceğe teşvik için açık olan yeterince kulüp var. Ve bir çok Premier Lig kulübünün aksine onlar şaşırtıcı bir yatırım yapmadan, organik bir kulüp büyüme veya daha az borç batağına batmak için geliştirilen bir model var.

Bir taraftara ait yan ödemesiz Premier Lig görme yolundayken, bir taraftarın futbol müessesini ayakta tutaral e le geçirisini görmek sadece olaya iyimser bakmak olacaktır.

Kaynak: Football Marketing

20 Ekim 2010 Çarşamba

The Damned Saray



Günümüzün Brian Clough hikayesi oldu Rijkaard. Futbolcular yedi. Vizyonsuz yöneticilerin kurbanı oldu. Güle güle git futbol filozofu!

Kombineni Geri Ver!!

Bu yönetime verilecek en büyük ders budur. Daha önce Taraftar Dediğin diye bir yazı yazmıştım.Orada Bilgin Gökberk'in bazı sözlerine atıfta bulunmuştum. Taraftarlık aslında rahat bir şey çünkü yönetimin ne yaptığı sizi ilgilendirmez!! Sonuç olarak ben Galatasaraylım. Başarı ya da başarısızlık takıma olan sevgimi değiştirmez. Ama yönetici denilenlerin yaptıklarına kefil olmam da gerekmez. O adamları ben seçmedim ki!! Onların vizyonsuzluğu,cahilliği,başarısızlığı Galatasaray'ı bağlamaz ki!! Tıpkı tam tersinde de oldupu gibi. Galatasaray Asla yok olmaz ki!!

Sizlere Değil Renklere,Armaya Aşığız


İşte o nedenle takımının formasını, bardağını, atkısını, KOMBİNESİNİ almasan da sen Galataraylısın. Senin stada gidip futbolculara 'güven vermen' kadar,onların da formaya saygısı önemli değil mi? Neden hep futbolcular şımartılmak ister ki! Aldığı milyonlar yetmez mi? Bu sefer onlar yapsın..Onlar izlenecek bir futbol için çabalasınlar da biz de gidip izleyelim. Ama bu şartlarda yok! İzlemeye değer bir şey yok! Mademki Endüstriyel futbolun en önemli ögesi 'müşteri görünümlü' taraftar, o zaman Tüketici Hakkı diye bir şey var!! İşte bu yüzden,bugün 5 kişinin yaptığı gibi, KOMBİNENİ GERİ VER!! Kim gelirse gelsin!

17 Ekim 2010 Pazar

Adnan Sezgin



Futbol'un Şifreleri kitabından:

"..A.T Kearnet yönetim danışmalığının spor danışmanlığının spor bölümü başkanı olarak,klubü her daim müşterilerine örnek olarak gösteriyor.Hembert,Paris'teki bir kafede,"Başarılı bir klubün en büyük sırrı istikrardır," diye açıkladı,"Lyon'da istikrar antrenörle değil;sportif direktör Lacombe ile ilgidir."

Yazıda bahsi geçen klüp Lyon. Kitabı okuyan Lyon'un dünya futbolunda nasıl bir
"istisna" olduğunu görür. Ki ben de aslında kitabı tamamen okuyup öyle yorunlayacaktım. Ama gün bugünmüş.

Rijkaard gidebilir. Kimyası tutmayabilir. Ama önemli olan Rijkaard ın gitmesi değildir. Çünkü Rijkaard gitse de gelecek olana yapılacak muamele bellidir. Dolayısıyla önce "yönetim zihniyeti" değişmelidir. Bunun gereği de bellidir.

Ben ve benim gibi düşündüğüne inandığım taraftarlar bugünü kurtarmak adına Rijkaard ın gitmesini çözüm olarak görmüyordur. Elbetteki ben de güzel futbol izlemek istiyorum. Ve bu akşam Ankaragücü maçında bunun zerresi yoktu. Ve dost sohbetinde Beşiktaş'ın yenilmesine rağmen keyif vermesi üzerine konuştuk. Beşiktaşlı arkadaşım mağlubiyete rağmen mutluydu. Bence de haklıydı. Eğer mevzu "takım" ile ilgiliyse ben Galatasaraylı olarak yıllarca Türkiye'deki tüm takım taraftarlarından çok daha iyi futbol izledim. Ama eğer konu futbolsa ki benim için bu öncelikli.Sonuç olarak "günübirlikçi" olmayıp, bir kültür oluşturmak adına doğru adımların atılmasını bekliyor ve istiyorum.

Galatasaray'a dönersek, bazı şeyleri de ilk defa söylemiyorum:

O bir teknik direktör öğütücüsü

GS nin ilacı

9 Ekim 2010 Cumartesi

Almanya vs. Türkiye Anket Sonucu

Almanya Türkiye maçının sonucu için okuyucularımızn görüşlerini almak amacıyla oluşturduğumuz anketin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Anketimiz 9 kişinin katılımıyla sonuçlanmış, fakat bu 9 kişinin verdiği oyların dağılımı ve gerçek maç sonucu karşılaştırınca ortaya vahim bir tablo çıkıyor.

Almanya galibiyetine ihtimal vermeyen anketörlerimiz için bu ihtimal uzak durmuş maç öncesi. Demekki hem takıma,yani oyunculara, hemde teknik kadroya,yani Hiddink ve Oğuz'a, güven yüksekti. Aslında bu, alınan 3-0'lık mağlubiyet sonrası daha büyük bir yıkım yaşadığımızın bir kanıtı adeta. Yahut ortada dönen komplo teorilerinin nedeni.

Umarım tüm yaralarımızı Azerbaycan maçı ile saracağız. Evet tahmin ettiğiniz üzere sıradaki anket Azerbaycan maçı için. Bileğinize kuvvet.

Milli Takım Almanya Günlüğü

Aslında maça başlamadan sonuç 3-0 Almanya lehine olacak denilseydi dahi, kafamızda oluşacak milli takım oyunu, bugün sahada gördüğümüz gibi asla olamazdı. 4-1-4-1 düzeniyle oynayan milli takımın bu sistemi için pek fazla yorum yapamam belki ama, sistem buysa seçilen oyuncuların neden seçildiği konusunda ciddi soru işaretleri ile eleştiririm.

Kadromuz: kalede Volkan Demirel, geri dörtlüde Gökhan Gönül, Ömer Erdoğan, Servet Çetin, Sabri Sarıoğlu, önlerinde libero mevkili Mehmet Aurelio, Sağ açık Özer Hurmacı, Sol açık Hamit Altıntop, ortada defansa da yardım edecek Emre Belözoğlu, ileri uçta ise Halil Altıntop. Unutmayalım ki sistem 4-1-4-1. Yani genelde bu sistemi tercih etmeyen bir takım, bu sistemde oynuyorsa "ortada taktiksel anlamda önemli bir husus vardır" derim ben. Sanırsam bu hususda şu, daha önce Rusya'nın başındayken Hiddink oynadığı iki Almanya maçınıda kaybetti ve top kontrolünü Almanya'ya vererek kaybetti. Yani defans yapmayı tercih etti. Bu sefer elinde daha hücümcu Türkiye varken, topun kontrolünü kendi takımında tutmayı tercih edip, rakibi oynatmamayı tercih etti.

Maç başlamadan hemen önce, takımlar seramonideyken, milli takımımızın maça hızlı başlayıp, pres yapıp, yırtıcı oynayıp ilk 10-15 dakikada bir gol bulmasını beklediğimden bahsediyorken maç başladı. Maç başladı ve uzun yıllardır izlemediğimiz bir milli takım izlemeye başladık, takım ne savunma yapabiliyordu, ne hucüm yapabiliyordu ne de ayağında top tutabiliyordu. İlk yarı boyunca izlediğimiz maç, tamamiyle Almanların istediği oyundu ve biz buna el pençe divan bir şekilde göz yumuyor, hiç birşey yapamıyorduk. Birde sanki herşey yolunda illa bir sakatlık çıkacakmışcasına Aurelio sakatlanınca, ısrarla beklediğimiz, umut bağladığımız herşeye de büyük bir balta iniyordu.

İkinci yarının başlaması ile, inen bu baltanın ne kadar doğru olduğu gözlerden kaçmadı. 90 dakika boyunca sadece 15-20 dakikalık bir süreçte istediklerimizi yapabildik. 50 ila 65-70. dakikalar arası, ileriye dönük ve mücadeleci oynadık, haliyle böyle oynayınca da pozisyonlara girebildik. 53. dakika mutlak suretle maçın kırılma dakikasıydı. Ömerin ileriye şişirdiği topta kaleci ile karşı karşıya kalan Halil Altıntop kardeşimiz gol vuruşunu gerçekleştiremedi. Zaten Mesut'un attığı ikinci golden sonra tamamen dağıldık ve skoru ilan edense ilk golün sahibi Klose oldu. Solda oynamanın ilk deneyinimini geçtiğimiz Şampiyonlar Ligi maçında ilk defa tadan Hamit, etkisiz Özer, özelliklede Halil tercihi gerçektende skandal niteliğinde olabilir. Yada bu gece izlediğimiz herşey, Arda Turan'ın menaceri tarafından düzenlenen "Milli Takım Arda'ya muhtaç!!" düşüncesi adına yapılmış bir komplo da olabilir. Öyle ya bu tarz Ali Cengiz oyunlarını pek bir sever kendisi.

Şimdi bu Altıntop kardeşlerin Türk Milli takımını seçmesine, tarihlere filan bakıyordumda, ben bu adamlara bir türlü ısınamadım. Özellikle de Halil'e. Yani şunu anlamakta sıkıntı çekiyorum ben. Çocukluktan beri Forvet takıntısı olan bir ülkenin Milli Takımında, bu kadar beceriksiz, oyun disiplini kopuk olan ve K'lautern'deki günlerin mirasını yiyen bir adamın oynaması bana göre o millete haksızlıktır. Sırf gurbetçi, Alman ekolünün altyapısı ile pişmiş mantığı ile 2003&2006 yıllarında K'lautern'de ki attığı 91 gol yüzü suyu hürmetine 2010 yılında grup birinciliği için önemli olan bu maçta Halil'in ilk 11'de çıkması kandırmacadır, düzenbazlıktır. Hamit cephesindeki görüşlerimse açıkcası Van Gaal sonrası çok değişti. Hamit, oyununu gerçekten değiştirdi. Sistemler, taktikler, oyun düzenleri, tüm bunları biliyordu belki ama saha duruşu nedir bilmiyordu. Yetenekli olmasına rağmen, yeteneğini nasıl kullanacağı bilmiyordu. Van Gaal Baba sağolsun hepsini öğretti ona. Ona bakışım Van Gaal sonrası daha olumlu.

Mesut Özil 21 yaşında. Hatta benden aylar bazında küçük. Şuanda olduğu konumsa gerçekten o yaştaki bir oyuncu için inanılmaz. Dünya'nın en iyi........ diye giden listede adı yer alıyor. Herşeyi bıraktım ve sadece empati yapıyorum. Ben Mesut olsam ne yapardım, ne ederdim, nasıl davranır, ne söylerdim diye düşünüyorum. Sonra açıp bakıyorum Mesut neler yapmış, nasıl davranmış, neler söylemiş diye. İnanın bana Türk oğlu Türk ben, Mesut gibi davranamayacağım kanatine varıyorum. Bence yaşınız ne olursa olsun, sizde bunu yapmayı deneyin. O zaman sizde benim gibi bu gecenin Mesut adına keyfini yaşayanlardan olacaksınız.