7 Ekim 2010 Perşembe

Aybaba Buca'da.

Milli takım araları bir çok kötü gidişatta olan takımlara iyigelir, keza bu konuda ki en son örnek Galatasaray. Yakaladıkları seri sonrası ligin zirvesine doğru ilerlediler. Bu aralar takımlara olumlu olumsuz yansırken, biz futbolseverlerde bu aralardan paylarımızı alıyoruz. Milli maçlar öncesi takımını bırakıp kaçan ve bir gün sonra Eskişehirspor'la sözleşme imzalayan Bülnet Uygun'dan sonra birlik beraberlik çağrısı yapan yönetim, bugün öğle saatlerinde de Samet Aybaba ile 1+1'lik bir sözleşme imzaladı ve üstünde dolaşan kara bulutları yok etti.

Teknik Direktörsüzlük döneminde adları geçen Giray Hoca, Rıza Hoca, Reha Kapsal ve Samet Hoca arasından, Samet Aybaba'nın seçilmesinin nedeni olarak Samet Hoca'nın altyapıya verdiği önem ve kulüp kültürüne yakışan kişiliği olarak gösterilmiş. Altyapı konusu açıkcası zaten Bucaspor Futbol Akademi tarafından harikulede yönetildiğine inandığım için bu konuda pek yorum yapmayı doğru bulmuyorum ama kişilik konusu, özelliklede yaşanan bu son olaydan sonra önemliydi ve bu konuda ismi geçen birçok kişi, doğruluğu tartışılmayacak isimlerdi. Samet Hoca'da keza kişiliği ile Bucaspor'a yakışacak bir antrenör olacaktır.

Sözleşme imzaladıktan sonra ayağının tozu ile tesisleri gezen ve büyülenen Aybaba'nın Bucaspor'u tercih etme nedenini şöyle açıkladı: "Bucaspor’a gelmemdeki temel neden çok iyi bir altyapıya sahip olması, yöneticileri çok istekli, arzulu ve her türlü fedakarlığı yapmaya hazır görmem ile Süper Lig’de kalıcı olmayı düşünmeleridir. Ben de bir sezondur profesyonelce katkı verebileceğim bir takımın altyapısını oluşturabileceğim bir takımla anlaşmak istiyordum. Bucaspor’da bu ortamı rahatça bulabileceğim inancındayım. A takıma altyapıdan oyuncu kazandırmamız şart. Süper Lig, yeni yapılanan kulüpler için zordur. Her kulüpte olduğu gibi Bucaspor’un da bazı sıkıntıları var. Biz hem yarışacağız, hem yapılanacağız. Bunları rahat yapmak için de maç kazanmamız lazım… Ancak iyi bir sezon geçireceğimize eminim" . Röportajın tamamını okumak içib buradan devam edebilirsiniz.

Şimdi başa dönelim, milli takım arası girmeden bu "bırakılıp gitme" olayını yaşasaydık ve bu haftasonu maça çıkmak durumunda kalsaydık, Bülent Hoca'nın rezaletinden doan sinirim sanırım dahada katlanacaktı. Uzun yıllar sonra Süper Lig heyecanını yaşabildiğim şehrimin insanlarını bu konuma getirmesidir Bülent Hoca'ya olan kızgınlığımın ana nedeni. Cam ekran karşısında izlediğimiz, yaşadığımız heyecanları, birebir yaşamanın heyecanı ve tadı daha damağımızdayken, bunu görmzden gelerek bırakıp gitmesidir onun rezaletide.

Olanla ölmüşe çare yoktur derler. Böyle olacakmış, böyle yaşanacakmış.

Sevgili Samet Aybaba hocaya yeni görevinde yürekten başarılar diliyorum.

5 Ekim 2010 Salı

Millet Maneviyat Kavgası

2010 Avrupa Şampiyonası için karşı karşıya gelecek iki takım Türkiye-Almanya maçı yaklaştıkça, konuşulan konularda futbol dışına taşıyor biraz daha. Mesut'un Almanya Milli takımını seçmesi, Dünya Kupası döneminde bolca konuşuldu ve başlayan bu futbol dışı konuşmalar, Almanya-Türkie maçının yaklaşması ile dahada koyulaştı. Bazı mecralarda konu Almanya-Türkiye maçından çok Mesut-Nuri rekabetine dönmesi ise aslında varılan maksimum nokta.

Aslında konu, futbolun çok daha dışına çıkarak siyasete dönüşüyor bu noktada. 60'lı yıllardan beri, dönem dönem yaşanan göler sonu, 2010 yılının günlerini yaşadığımız şu günlerde, sülalesinde Almanya'da yaşayan bir akrabası olmayan aile kalmamıştır sanırım. Bu açıdan, gerek futbol gerekse de diğer iş kollarının birçoğunda bu ve buna benzer sıkıntılı konuşmalar dönemi yaşanmıştır.

Yakından takip ettiğim FourFourTwo dergiside bu konuda güzel çalışmalar yapıp, çok başarılı yazılara imza atmışdı. Derwall döneminde Galatasaray'da yaşanan "Gurbetçi" dönemininden tutunda, Dünya Kupası sonrası Yeni Mesut'lar adlı gelecek vaad eden Gurbetçi oyuncuları ele almışlardı. O yazılarda dikkatimi çeken ortak nokta, oyuncuların hangi Milli Takım'da oynamayı seçtiğinin de belirtilmesiydi. Şuan ki konuşulanlardan da beraber ortak bir tümevarım yaptığımızda, DK'da Mesut uğruna Almanya destekleyişimiz, ülkece Barca sempatizanlığından Mesut'un Real'a transferi ile artan Real sevgisi ve buna benzer birçok örnekten sonra Mesut'un Türkiye maçında gol atması dahilinde "Vatan Haini" ilan edilmesinin dile bile getirilmesinin aslında ne kadar gafil bir durumda olduğumuzun açık bir göstergesi.

Mesut, Nuri'ye göre daha göz önünde olduğu için belki konuşmalar onun üzserinden gitse de, işin birde Nuri örneği tarafı var. Nuri ve Nuri gibi Türk Milli Takımını seçenler, Almanya'ya karşı gol attığı zaman, ekmeğini yediği ülkeden alacağı tepkileri nasıl göğüsleyecek? Ki 2.Dünya Savaşı sonrası her ne kadar durulma dönemine girsede, Almanların bu Hain ilanında ne kadar başarılı olduklarını yakınen biliyoruz. Ancak sadece kendi tepkilerimizi ön plana koyarak, Alman tepkilerini yok saymak önce kendimi kandırmak olmakla beraber Nuri gibilere de büyük haksızlık olacaktır.

Arda'nın milli takım kampında, Mehmet Topal'ın Valencia antremanında sakatlandıktan sonra, orta sahada önemli oyuncularını kaybeden takımımızda, aslında konuşmamız gereken daha önemli konular olduğu bir ortamda, olmayan Mesut&Nuri savaşını gündeme getirmek bence futbola haksızlık olacaktır. Zaten son demeçlerde hem Mesut hemde Nuri, çok iyi arkadaş olduklarını ve bu konuşmaların doğal olduğu fakat ikisininde sadece futbol oynamak istediği ve buna konsantre oldukları" yönündeki açıklamaları aslında birçok şeyi bitirmeye yeterli.

Uygun Kepazelik

Geçmiş bir haber bu. Doğrudur ancak haberin kepazeliğinin yarattığı sinir harbini ancak aşabildim ve geçtim klavye başına. Saygıdeğer(!) Bülent Uygun beyefendi, Bucaspor'la olan sözleşmesini tek taraflı fesh etti, yada öyle süslü püslü cümlelerle gerek yok. Adam istifa etti ve arkasına bakmadan çekti gitti.

Bülent Uygun diyerek bahsettiğimiz kişi, değerli bir futbol adamıdır. Bunu inkar etmeye gerek yok. Ancak yaptığı, yapacakları ile kişiliğini açıkca su yüzüne çıkarması ile kendisi bu değerli satırlara konu olmaya hak kazanmıştır. Bilindiği üzere Bucaspor antrenörü iken, 4 Ekim Pazartesi'nın serin sabahında, kendisinin şahsi web adresi üzerinden yayımladığı istifa mektubu ile ayıldık. Pazartesi sendromunu bize atlattıran değerli hocama en derinden saygılar.

Bucaspor resmi sitesi üzerinden Basın Sözcüsü Timur Yaykıran'ın yaptığı açıklama ise aynen şöyle: "Başkanımız Şeref Üstündağ ile Pazar gecesi bir araya gelen Uygun, toplantıda istifa etmek istediğini söylemiş, neden olarak da Sağlık Kurulu’nun görevi bırakmasından duyduğu rahatsızlığı öne sürmüştür. Başkan Üstündağ ise ayrılık kararını kabul etmediklerini ifade ederek, Uygun’dan görevine devam etmesini istemiş, toplantı sonunda karşılıklı olarak konunun pazartesi günü yeniden ele alınması kararı verilmiştir.
Ancak Bülent Uygun, kendi isteğiyle görevinden istifa ettiğini, bu sabah kişisel web sitesinden açıklamıştır. Sayın Uygun’un kulübümüze teslim etmiş olduğu resmi bir istifa dilekçesi yoktur. Genç çalıştırıcının ayrılmasını gerektirecek, kulübümüzde her hangi bir gelişme ya da sorun da yaşanmamıştır. Bülent Uygun’un daha iyi bir teklif aldığı başka bir kulübe gitmek için istifa etmesini etik bulmayacağımızı da peşinen söylemek isteriz… Yönetim kurulumuz, bugün Uygun ile bir görüşme yapacaktır. Genç çalıştırıcının istifa kararının resmiyet kazanması halinde, kamuoyuna kulübümüzden gerekli detaylı açıklamalar yapılacaktı".

Yani bu saygıyadeğer, Türk futbol tarihi için bir yapıtaşı olan hocamızın görevi bırakma nedeni, Bucaspor'dan ücret zammı isteyen ancak, mali açıdan bunu gerçekleştiremeyen Bucaspor ile sağlık ekibinin yollarını ayırmasıdır sadece ve sadece. He olurda bugün yarın Eskişehirspor'la anlaşmaya varırsada bu tamamen tesadüftür. Hemen yanlış anlamayın sizde yahu. Ne kadar içiniz fesat olmuş sizin öyle(!).

Bucaspor Yönetimi çok acemice bir kararın, derin acılarını sararken, umarım akıllı bir tercih yaparlar yeni teknik direktör konusunda. Şeref başkan, futbolu bilen, uzun yıllar futbolla içiçe olmuş, futbol görevlerinde bulunmuş tecrübeli bir başkandır. Bu yanlışın tamami ile sarılması zaman alacaktır ama bu konuda Şeref Başkan'a güvenim tam açıkcası. Olan Bucaspor'a oldu.. Yazık ki ne yazık!!

Son sözü yine size özel ayırdım değerli Bülent Uygun. Antep'i rezil kepaze ettin, Buca'yı yüzüstü bıraktın gittin, Eskişehir halkı için planların nedir? Kamuoyuyla bir paylaş demek isterdim ancak, tarzın değil değil mi? Senin en yi becerdiğin şey saman altından su yürütmek, arkadan bıçaklamak. Demem odur ki daha da İzmir'e gelme.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Who Is The Weakest Ring?

Tarih: 03.10.2010
Saat:19:00
Stad: Trabzonspor Avni Aker Stadı

%100 Değişim yazısında verdiğim Türkiye'den örneklerde Trabzonspor ve Beşiktaş'ı kullanmıştım. Çünkü iki takımada gelenler, özellikle de teknik adamlar, takım kimyasını değiştirmiş -geçen sezon sonu TS'de bu değişimi daha iyi görmüştük- ve hem göze hoş gelen bir oyun sergilemeye hemde başarılı sonuçlar almayı sağlamıştı. Şimdi ligin 7. haftasında bu ikili sahaya çıkıyor. Maç hakkında siz değerli okurlarımızın görüşleri için bir anket oluşturduk. Birde bu yazıyı yazıyorum, şıklarla işim olmaz bana kelimeler lazım diyenler için. İngiliz formatlı bir yarışmanın ismi ile soralım: "Who is the weakest ring?"

1 Ekim 2010 Cuma

%100 Değişim

Şu düşünce çoğu kimsenin aklında, çoğu zaman belirir:"Yeni hoca geldi takımın başına, ne olacağı belli olmaz!". Günümüz endüstriyel futbolunda, antrenörün sahadaki oyuna katkısının %'lerle ifadesinde, oyuncuların katkısından daha az olduğu gerçeği kabul edilmişken, nasıl oluyor da hocanın yenilenmesi(!) ile takımın kimyasının değişebileceği ve ne yapacağı belli olmaz hale geleceği fikrine kapılıyoruz?

Tabi dün gecenin de etkisiyle olaya Beşiktaş cephesinden başlamak hem en iyi örneklerden biri olacak, hemde anlatacaklarımı örnekleyen en doğru takımlardan biri olacak.

Beşiktaş'ın Schuster gelmeden önce, M.Denizli ile yürüdüğü kadro: Rüştü, Hakan Arıkan, İsmail Köybaşı, Sivok, Fink, Nihat, Nobre, Bobo, Tabata, Ekrem Dağ, Erhan Güven, Necip, İbrahimx2, Holosko, Ferrari, Ernst, Yusuf, Rıdvan.

Schuster geldikten sonra eklenen oyuncular: Quaresma, Guti, Cenk, Aurelio, Zapo(kiradan döndü), Fatih Tekke, Ersan Gülüm, Hilbert.

Gelen isimler büyük isimler tabikide fakat aslına baktığımız zaman, takımın kemik yapısının sabit kaldığını görüyoruz ki sezon başlarında birçok yorumcu ve yazar şu yorumları yapmış,yazmışlardı: "Aslında sahadaki kadro 2-3 oyuncu farkla M.Denizli onbirinden farksızdı". Ama oynanan oyuna değinileceği zaman görüntü, birbirinden kaliteli oyuncular topluluğunun yarattığı görsel şovla, gözleri mest eden 11 kişiyi gösteriyor(du). Yani değişimin temeli aslında (gelen oyuncularında katkılarının görmezden gelmeyerek) Schuster'de yatıyordu.

Kişiye dayalı örnek vermek gerekirse, yandaki beyefendi aslında güzel bir örnek. Beşiktaş'a geldiğinden beri Alex'ini arayan yorumları sonrası gelen Quaresma ile performansının arttığı düşünüle dursun, Schuster'in Nobre'nin sahadaki duruşu, koşuşunu bile değiştirdiği apaçık ortada. Nobre cephesinde, evet Quaresma ile oynamak onu değiştirmiştir elbet, fakat Schuster'le çalışmak büyük bir nimet. Oda bunun bilincinde her zamankinden daha çok uğraşıyor. O meşhur rotasyonla forma şansı buluncada iyi değerlendiriyor . Nobre'den BJK'ye geldiği günden beri beklenen performansı anca 2010'lu yıllarda verdiği nasıl bir gerçekse, Nobre'nin, Şam'ın kaysısı olsada Beşiktaş'ın ileri oyuncusu asla olamayacağı (unutulmayan) öyle bir gerçek.

Benzer bir değişimi, yukarıdaki beyefendiler içinde söyleyebiliriz. Geldiği günden itibaren bekleneni veremeyen, ancak vermesi gerekenlerin bir o kadar çok olduğu takımda adeta yeni transfer gibi güneş açtırdı Teofilo. Halen inişli&çıkışlı bir grafiği olsa da onda ki Şenol elini de görmek açık ve ortada.

Şenol Hoca'dan bahsetmek için, yazıda planladığım birkaç paragraftan fazlasını yazmak gerekir aslında. Ülkemizde ki, 2. fetret dönemleri başarısız geçen teknik adamlara inat, TS ile bildiği yoldan şaşmamacasına devam ediyor. Uzak Doğu&Yakın Doğu, Kuzey&Batı ne olursa olsun, Dünya 3.lüğüne laf edenleri çatlatırcasına, şans diyenlerin bir daha şans kelimesini kullanamayacağı şekilde onları rezil ederek devam ediyor hemde. Ona özel bir yazıda, metihlerimize geri döneceğiz.

Dünya'dan örneklere baktığımız zamansa son dönemin en önemli ismi Jose Mourinho çıkıyor karşımıza. 2 sene çalıştırdığı takımı ile, 2. sezonunun sonunda duble yapan teknik adamla beraber, takımının aslında tamamını yükselen değerler olarak gösterebiliriz. Yani Schuster&Nobre, Şenol&Teofilo tarzı bir örnek vermek belki biraz yanlış olacak Jose için. Ama bu düzende gittik ve bir isim vermemiz gerekiyor ise de bu isim muhtemelen Milito olur.

2006-2007 La Liga gol kralı olduktan sonra, geri döndüğü Genoa'daki başarılı performansı sonucu, Jose'nin planını yaptığı 2009-2010 sezonunu Inter'de geçirme fırsatı bulmuş ve hiç şüphesiz ki kariyerinin hem en başarılı sezonunu geçirmiş, hemde kişisel performansı açısından verimliliğini artırmıştır.

Schuster&Beşiktaş, Şenol Güneş&Trabzonspor, Jose&Inter örnekleri ne kadar olumlu ise Benitez&Inter örneği de bir o kadar olumsuz hava yaratan antrenör etkisi olmuştur. Benitez takımı devraldığından beri, mutlu olmadıklarını dile getiren Inter taraftarları, takımın geleceğinden şüphe etmekte haklı olup olmadıklarını göreceğiz.

Roy Hodgson&Malmö, Ertuğrul Sağlam&Bursaspor, Brian Clough&Nottingham Forest ve daha niceleri, gösterdikleri üstün antrenörlük başarıları ve muazzam futbol bilgileri ile gönül feth eden örneklerdir. Hala tatmin edici gelemediklerim varsa, hepsine Cantona'dan gelsin...

27 Eylül 2010 Pazartesi

Sahaf Festivali Devam Ediyor...


Evimin karşısında olmasına rağmen bir türlü gidemediğim Sahaf Festivali'ne bugün gidebildim ancak. Aslında geçen hafta biteceği söylenmişti ama uzatıldı. Yine de bu hafta son.Ay sonu olması kötü olsa da yine de kafama göre bir şeyler bulabildim. Futbol kitaplığı oluşturma yolunda ilk adımı atmış oldum böylece..Darısı okuyup da yorumları paylaşmaya..

Başkanlık!

Futbol kulüplerinde başkan olmak, kulübe başkanlık yapabilmek rağbet gören bir görev olsada aslında bir o kadar zor ve stresli bir iş. Özellikle son dönemlerde Premier Lig'de karşımıza çıkan kulüp satın alma işi ile Başkanlık görevine garip bir statü daha ekleniyor. Kulüp sahipleri aynı zamanda da başkanlık görevini yerine getiriyor. Tabi bu Premier Lig'de alışıldık bir durum gibi görünsede Amerikalılar, Araplar, Ruslar o bölgeyi parselleyince işler birazcık karışmış gibi görünüyor. City'liler transferlerden mutlu belki, belki Londra'da işler Chelsea için kötü görünmese de Liverpool için aynı şeyleri söylemek tabikide mümkün değil.

Son dönem filmlerinden "Damned United" da asıl hikaye Brian Clough olsada bu başkanlık olaylarını da yan konu olarak ele almış. Sivri dilli açıklamaları nedeni ile göze batan Clough, son nokta olarak Leeds United takıntısı sonucu kulüp başkanı ile yaşadığı tartışma onu Derby'de bitiren olay oluyor. Filmin o kısmında ki başkanın replikleri aslında başkanlık görevinin önemli noktalarını ortaya çıkarıyor ki film genelinde de anlatılan konular ve yaşananlar filmi izlenmeye değer kılıyor.


Bucaspor'da Spor Toto Süper Lig'in yeni ekibi olmasına karşın bu noktalara çok hızlı gelmesi sonucu, belkide yeterince kurumsallaşamamadan ötürü, dönemin başkanı Dr. Mehmet Bektur sıkıntılı günler geçirdi ve hakkında çıkan haberler sonrasında başkanlık görevinden ayrıldı. Yaşananları şu şekilde açıklayalım. Bir grubun yada topluluğun en tepesinde ve yüzü olursanız, topluluk içerisindeki çarklardan herhangi biri bile teklemeye başlarsa, kamuoyunca gösterilen hedef siz olursunuz. Konu futbol liderliği olunca da işler biraz daha bel altı konumuna geliyor malesef ki. Bu açıdan Mehmet Hoca'da bu haberleri kendine yakıştıramadığından ötürü, ilk günkü açıklamalarından başkanvekilliği seçimlerine kadar aynı tutumunu koruması ise konu dışı ona sunacağım tebriğimdir.

Dünyada topluca liderlik vasfına sahip bir milletiz. Bu açıdan tepedeki birine bir taş geldiğinde, taş atanların sayısı mitoz bölünmeye uğrayıp çok kısa sürede sayıca çok büyük rakamlara ulaşıyor. Bu taş atanlar topluluğunun bir çoğunun gözü o tepedeki koltuk olduğu aşikar iken, bir kısmıda basın-yayım işiyle uğraşan ve düşenede bir tekme bizden mantalitesine sahip olan bir topluluk. Bu son kısmı yazarken gerçektende çok üzülüyorum fakat bu gerçeği görmezden gelerek, orada dönen çarka ortak olmak çizgimize yakışmaz. Bunun önüne nasıl geçilir, çarka çomak sokanlar kim olur bilemem ama o süper kahramanı dört gözle beklediğimizse kesin.

Mehmet Başkan yerine yapılan oylamada Başkanvekili olarak Şeref Üstündağ seçildi. Şeref Başkan 2008-2009 yılında yine başkan olarak görev almıştı kulüpte. Seçimlerden sonraki açıklamalarında yönetimde birkaç ufak değişikliğe gidileceğini söyledikten sonra eklediği cümle bence önemli: "İhtiyaç duyulması halinde 2011 Ocak ayında olağanüstü genel kurul yapılabilir". Bana önemli gelen kısım, dürüstlük. Yani bu görevi istiyor Şeref Başkan ama memnuniyetsizlik halinde olağanüstü genel kurulda bu görevi kazanana devredebileceğini söylüyor. Tabi 2011 Ocak'a kadar lobi çalışmaları sonucu yine Şeref Başkan seçilebilir pek tabi fakat komplo teorileri üretmek yerine olumlu bakmayı yeğliyorum.

Mesele, başkan olabilmek değildir, mesele o görevi layığı ile yerine getirerek, apak gelinen (tabi apak gelindiyse) bu görevi yine apak bırakıp, "Ulen Helal Olsun!!" dedirtebilemektir. Yaralı başkanlara Selam Olsun!!..

17 Eylül 2010 Cuma

31'lik Kafa...

Avrupa'da Bursaspor'un ardından kalan yegane temsilcimiz Beşiktaş, ön elemelerden sonra Avrupa Ligi'e Merhaba dedi. Fakat bu merhabayı biraz geçde olsa şu şekilde dile getirdi Fabien Ernst önderliği ile Beşiktaş: "Guten Tag!".

Maçtan önce yazarımız Pascal ile geçirdiğimiz gün içerisinde Avrupa Ligi maçlarını da konuşma fırsatı bulduk. Tabi öncelikli konumuz Beşiktaş'tı, Beşiktaş'li bir yazarla konuşurken. CSKA maçıyla ilgili olarak Pascal'dan şöyle bir yorum geldi: "Ankaragücü'ne bile bu takım Q7'siz, rotasyonlu bir takımla 4 attı, CSKA'ya da en az 2-3 tane atar". Aslında verdiğim bu örnek, cümleler farklılaşsa da herkesin aklındaki düşünceydi. Maç başlayınca da gidişat biraz bu yöndeydi.

Maça rotasyon bıçağından sıyrılabilen Hakan Arıkan, İbrahim Üzülmez, Matteo Ferrari, Tomas Zapotocny, Roberto Hilbert, Guti, Tabata, Ekrem Dağ, Fabien Ernst, Mert Nobre, Filip Holosko 11'i ile başladı. Kadro dizilişine bakıldığı zaman CSKA maçı için kanımca uygun bir kadro. Maç sonu yorumlarında bir çok yorumcunun kadroyu eleştirmesine rağmen, sahanda oynadığın zayıf rakip CSKA karşısında iki ön libero olmadan atak ve daha hücumcu bir kadro kurulması çok da yanlış sayılmaz. Tabi CSKA'da kendi gücünü bilen bir takım olduğu için, kontra atakları değerlendirmeye çalıştı çoğunlukla. Özellikle ikinci yarının başlaması ile artan baskı, Q7'nin ve Bobo'nun girişi ile oyun, tamami ile CSKA yarı sahasına yıkıldı. Bir çok denemeden yararlanamayan Beşiktaş takımı, Türk futbolunun zaaflarından biri olan duran toptan geldi. Kaba bir benzetme ile maç boyunca "Çöpçü" rolünde ki Ernst, 90. dakikada vurduğu kafa ile 3 puanı ve rahatlığı getiren isim oldu. Allahı var bu maç 0-0 bitse çok yazık olucaktı, bu nedenle Futbolun Adaleti yerini buldu.

Ne olursa olsun, gelecek de konuşulsa, geçmiş de, kadroyuda tartışsak şu bir gerçek ki Avrupa Ligi'nde içeride oynanan bir maçta 3 puanla çıkmak çok önemliydi ve bunu öyle yada böyle başardı takım. Burada ufak bir parantez açayım, takım pasif bir oyun oynayarak bu sonuca ulaşmış gibi düşünülmesin. Beşiktaş neredeyse 90 dakika boyunca topa hakim ve ne yaptığını bilen bir oyun koydu sahaya. Tek eksik goldü, bunuda geçde olsa buldular. Ülke futbolumuz adına Avrupa arenasında elde kalan belki(!) tek takım Beşiktaş. İlerleyişlerinin devamlı olması önemli.

Beşiktaş:0-1:CSKA Sofia. Sonuç budur. Bu yazının sonucuda budur.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Valencia'nın Acı Günü

Manchester United, Şampiyonlar Ligi 1. Tur C grubundaki ilk maçında Rangers'la 0-0 berabere kaldı. Kaldı kalmasına ama 2 puandan fazlasını kaybetti bu maçta. Takıma ilk katıldığı günlerde yeni C.Ronaldo olarak gelmiş tam ismi Luis Antonio Valencia, maçı sol ayak bileği kırık halde sedyeyle terketti.

Görüntü nahoş ve sadece meraklıları için.

~Get Well Soon Antonio~

Hola Europa!!

Bursaspor tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi'nde yer almayı başardı geçen sezonki şampiyonluğu ile. Bu gecede ilk defa boy gösterdi bu turnuvada. Fakat adı gibi Şampiyonların turnuvasında Bursaspor'un işinin zor olduğu tahmin edilen bir durumsa da açılış maçı olması nedeni ile farklı bir görüntü ve oyun bekleyenler malesef hayal kırıklığına uğradı.

Manchester United, Valencia, Glaskow grubuna düşen Bursaspor için kendi aramızda grup yorumlamalarımızda, Rangers'la Avrupa Ligi için çekişeceğini düşünüyorduk. Bunun içinde kilit maçın içerde oynanacak Valancia maçı olacağını öngörmüştük. Bu anlamda Bursaspor'un açılış maçının Valencia karşısında oluşu ya bahtsızlık olacaktı yada büyük bir şans. İlk maçın verdiği ruhla müthiş bir maçda izleyebilirdik ama olmadı malesef ve tüm bu anlattıklarımın tek sonucu 0-4 biten bir yenilgi oldu.

Maç öncesi, gazetelerde, yorumlarda hakim olan yegane düşünce Bursaspor'un galibiyeti kazanma olasılığının çok yüksek olduğu idi. Köşe yazılarında, stad önü yorumlarında bahsedilen ve beklenen sonucun bu oluşu izleyicide de haliyle beklentileri dahada yükseltmişti. Ancak gücü ortada bir Bursaspor'dan bunu beklemek birazda hayalcilik olur. Bursaspor için güzel günler ileride, onların gelecekleri güzel günlerle dolu fakat bugün geleceği beklemek yanlış olur, kandırmaca olur. 4 gollü yenilgi beklemek de yanlış belki fakat galibiyetlerin bu kadar erken gelme ihtimalinden daha yüksek bir olasılık.

Ertuğrul Hoca, geleceği en parlak teknik direktör. Şu ana kadar Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük hocalardan, Fatih Terim'den, Mustafa Denizli'den, Şenol Güneş'den en iyi yönleri toparlamış gibi kendi içerisinde. Harmanı ise topaklanmadan öğütülmüş. Gözleri çakmak çakmak ve ateş dağıtıyor baktığı yerlere. Bursaspor için büyük şans, tabi Bursa'da Ertuğrul Hoca için.

Bursa'nın evinde kalan maçları ManUtd ve Rangers. Rangers'dan puan alır belki ama ManUtd maçı gerçekten zor. Birde ManUtd bugün berabere kaldı ve kilit ismi Valencia'yı kaybetti. Sıradaki iki maçta bu takımla. Yani grup birinciliği garanti filan olmadan oynanacak. İşte bu dahada zorlaştırıyor bu maçı. Neyse komplo teorileri için daha erken. Bir Avrupa Ligi çıkarsa bu gruptan yeterli ve büyük başarıdır.

4 gollü yenilgi, gelecek derken Bursa ligden kopmazsa en büyük kazanç da bu olur. 4'de 4 yapan takım havasını kaybetmeden devam ederse lige renk katmaya devam eder. ~Viva Spor Toto Süper Lig~