18 Nisan 2011 Pazartesi

KAYIP!!!

Mercan forma rengi içindeki aslan yürekli '10' numara. Galatasaray Kaptanı Arda Turan. Kendi de söylüyor o meşhur görüntülerde. Mercan 'orospu' rengi diye. Peki siz yukarıdaki resme bakınca bir orospu mu görüyorsunuz? Bırakın resmi, stada girip, taraftarların arasına karışınca bu forma ile ilgili ne tarz bilgiler elde edebilirsiniz acaba, denediniz mi hiç? Orada duyacağınız sinkafların yanında Arda'nın söyledikleri, süt çocuğunun ağzından dökülen masumane sözler gibi kalır. Ayrıca denenmez de tabi bunlar. Çünkü prim vermez yapana, rating kazandırmaz, sükse yapmaz. Anca Arda söyleyecek, "amına korum ben bunların" diyecek, işte o zaman seneler bile geçse haber olacak. Allah topunuzun belasını versin.

Arda öyle kral Galatasaraylıdır ki, "Galatasaray'lı topçu bu renkde forma giymez"i öyle Faşo Ağa benzetmeleri ile binbir türlü sempatikliklerle, sözleşme korkusundan patrona yaranma içgüdüleriyle değil direk söyleyecek kadar Galatasaraylıdır. O kadar mertdir. Özü de sözü de birdir. İşte bu yüzden Galatasaray'ın kaptanıdır. Bu yüzden 66'dan, efsane 10 numarayı giyme şerefine erişmiştir.

Peki siz? Bu görüntüleri çıkaran, birde matah bir iş becermiş gibi arka fona milyon puntolu "TRT 3 SPOR" yazan yetkililer yada muhabirler, artık her kimseniz. Siz ne kadar özü sözü birsiniz? Ne kadar mertsiniz? Ne kadar güvenilir? 23 yaşında körpecik, ülkenin en değerli topçusunu sinkaflı konuşmakla eleştiriyorken, sizin diliniz ne kadar saf ve düzgün ki? Habercilik anlayışınız bu mudur? Bu kadar dar ve at gözlükleriyle dünyaya bakanlardan mısın sizde? Yazık ki devletimin kanalında ki acizliğe bakın ve gülün ağlanacak halimize.

El birliği ile körelttik Arda'yı. Küstürdük hayallerinin kulübüne. Hemde kaptanken. Şimdi "Borsa'ya Atletico Madrid görüşmeleri bildirildi" lafları eşliğinde avuçlarımızın içinden kayıp gidiyor evladımız. Yazık ki yakındır dökülecek melodi dudaklardan; büyük pişmanlıklarla, keşkelerle bakan gözlerle.


8 Nisan 2011 Cuma

Haydi Futboldaş Olalım

"Kadir Has Üniversitesi Spor Hukuku Araştırma Merkezi (SHAUM) ve FC Sports Marketing'in, Ülker'in desteği ile düzenlediği "Haydi Futboldaş Olalım!" paneli, 9 Nisan 2011 günü Kadir Has Üniversitesi'nde yapılacak. "

Konusunda uzman konukların katılımıyla gerçekleştirilecek olan panel kapsamında; futbolun pazarlaması, taraftarların futbol endüstrisindeki rolü ve önemi, kulüplerin müşteri memnuniyeti konusundaki çalışmaları ve İngiltere örneği üzerinden futbolun yönetim ve organizasyon şekli tartışılacak ve soru-cevap kısmıyla yeni fikirler ve görüler ortaya atılacaktır.

Konuşmacılar

"Futbol'un Pazarlama Gücü" Adrian STORES (FC Sports Marketing Direktörü)

"FC United of Manchester - Taraftarların Hikayesi" Robin Pye (FC United of Manchester Toplum ve Eğitim Yöneticisi)

"Türk Futbol Kulüpleri Müşteri Memnuniyetini Önemsiyor mu?" Cem Ülkeroğlu (TFF Medya Danışmanı)

"İngiltere'de Futbol Yönetimi ve Futbol'un Geleceği" Sean Hamil (Birkbeck Üniversitesi Spor İşletmeleri Merkezi Müdürü)

(Simultane çeviri hizmeti verilecektir)

Kadir Has Üniversitesi

Kadir Has Üniversitesi, Türkiye'de eğitimin sembolü olan, tüm yaşamını Türk gençliğinin eğitimli ve kültür sahibi olmasına adamış işadamı Kadir Has tarafından 1997 yılında kurulmuştur. Güçlü öğretim kadrosu ve modern fiziksel alt yapısı ile bilimde çağdaş, eğitimde yenilikçi ve araştırmada atılımcı olan bir felsefeye sahip olan Kadir Has Üniversitesi'nin ana hedefi "Dünya Üniversitesi" olmaktır. Yüksek Öğretim Sisteminde ve Vakıf Üniversiteleri arasında önemli bir yeri bulunan Kadir Has Üniversitesi; İktisadi ve İdari Bilimler, Mühendislik, İletişim, Fen ve Edebiyet, Huku ve Güzel Sanatlar olmak üzere 6 Fakülte, 2 Enstitü, 1 Uygulamalı Bilimler Okulu, 2 Meslek Yüksekokulu ve 4 Araştırma ve Uygulama Merkezi ile öğretim yapmaktadır.

Spor İletişimi ve Spor Hukuku ve Yönetimi Sertifika Programları

Spor Medyasına ve spor pazarlama dünyasına nitelikli eleman yetiştirilmesi amacıyla Ülker'in desteği ile 2008'de başlatılan Spor İletişimi Sertifika Programı'nda bu dönem kayıtlı 60 öğrenci yer alıyor. Programdan başarı ile mezun olan öğrenciler çeşitli medya kuruluşlarında ve spor kulüplerinde görev yapıyorlar.

Spor Hukuku ve Yönetimi Sertifika Programı ise, sporun hukuku ve yönetimi konularında yerli ve yabancı uzmanların eğitim verdiği, spor sektörünün çalışacak ve danışmanlık verecek nitelikli elemanlar yetiştirmeyi amaçlayan ve 2010-2011 akademik yılında ikincisi düzenlenen sertifka programıdır.

FC Sports Marketing

FC Sports Marketing, pazarlama becerilerini en iyi şekliyle kullanarak, spor alanında faaliyet gösteren kulüp ve kuruluşlar için gelir getirici faaliyetler organize etmeyi amaçlayan, Manchester (İngiltere) merkezli spor danışmanlık firmasıdır. "Haydi Futboldaş Olalım!" paneline 2 konuşmacı ile katkı sağlamaktadır.

Yer ve Tarih -> 09.04.2011, Cumartesi 10:00-14:00, Kadir Has Üniversitesi, Cibali Kampüsü, Cibali Salonu

*NOT: Katılım salon kapasitesi ile sınırlı olduğundan ve sunumlar esnasında simultane çeviri olacağı için katılmak isteyen blogger arkadaşlar yada futbola gönül verenler mustafa@fcsportsmarketing.com adresine mail atarak katılımlarını bildirebilirler. Panel halka açık ve ücretsizdir. (Katılımı bildirmeyenler panele alınamayacaktır.)

4 Nisan 2011 Pazartesi

"Değer"SİZlik

Bülent Korkmaz, Tugay Kerimoğlu*, Ümit Davala, Gheorghe Hagi....**

Şimdi ise sıra Bülent Ünder'de!

Kimi gelinen bu noktayı o tarihi Hamburg maçına bağlarken, kimisi çok daha farklı noktalarda nedenleri deşiyor. Ancak nedeni her ne olursa olsun, gelinen bu noktada elde olan jokerlerin tümünü yitirdik neredeyse.

Kulüp efsanelerini, camiaya, taraftara küstürenlerin çarpıklığı ise apayrı bir konu.

Birkaç sene sonrasını görebilen var mı? Varsa beri gelsin...

---
* Halen aktif çalışıyor, ancak geleceği diğer isimler gibi olmayacağı belirsiz.

** Tüm olanlara rağmen, taraftarlarca değerleri asla kaybedilmeyecekler listesi.

7 Mart 2011 Pazartesi

Neden?

Bir sisteme dışarıdan gelerek o sistemin başı olabilmek kadar, o sistem için yapılan icraatlerin önemi ve büyüklüğü de aşikardır. Başarılı oldukları düşünülen her sistemin kurulma aşamalarında yaşananların büyüleyiciliği de buradan kaynaklanmaktadır. Çünkü sistemi kuranlar, başa gelmekle yetinmeden, başarılı kılacak her adımı da atanlardır.

Belirli çalışma düzenleri, hali hazırda kurulmuş sistemleri olan her yapıda yapılmak istenilen her değişikliğin büyük zorluklarla karşılaşılacağı, hayatın metamorfozu olan futbolda değil, bugün özgürlükleri ile övünen devletlerin dahi serüvenlerine göz gezdirildiğinde görünen gerçekken, futbola indirgenerek düşünülen bu zorluklar bir ihanet gibi görünebilir kitlelere. Fakat bu zorlukları başarılarıyla aşabilenlerin yakaladıkları başarılarsa örnek yapılar için çok sivri ve nettir. Küba Devriminin kurucuları Fidel Castro ve Che Guavera nasıl ki dünyada özgürlük lider adayları için birer örnekse, futbol içinde La Masia, De Toekomst gibi örnekler yarattıkları başarılı sistemlerle yeni kültürlere açık, başarıya aç diğer futbol kulüpleri için gerekli önemi teşkil eder.

Futbol özelinde sözümün özü, kültür ve çehre değiştiren teknik direktörler. Büyük bir kulübe teknik direktör olabilmek, menajerlik oyunlarında ne kadar basitse, gerçek hayatta bir o kadar zordur. Fakat asıl zor kısım ise o mevkide, o ünvanı taşırken hayata geçirebildiklerindir. Tarihte yada mevcut durumda dünyayı peşlerinden koşturan antrenörlerin bir çoğunda gördüğümüz durum işte tamda bu. Geldikleri ortamda yarattıkları kültür, ekol. Tabi kültürden kasıt çok göreceli. Kimisi genç oyuncu ekolü yaratırken, bir diğeri takıma genç yaşlı kimi alırsa alsın, her takdirde kazanmayı öğretiyor, kazanma ekolünü yaşatıyor.

Daha detayda gelmek istediğim nokta, tarihinin en başarısız sezonunu geçiren Galatasaray aslında. En başarılı diyebileceğimiz dönem ile şuan yaşadığımız en başarısız dönemde en net göze çarpan, tartışmasız teknik direktörlük mevki. 2000'lerde görevi üstlenen Fatih Terim ve yarattığı ekol ile hem 2005'de hemde 2011 yılında Hagi'nin yaratamadığı ekolizm, ülke şartlarında futbol adına başarının anahtarı sayılabilir.

O dönem (2000'ler) Florya'ya giren çöpten dahi bilgisi olan Fatih Terim, tarihinde 14 sene şampiyonluk yüzü görmeyen bir kulübü 4 sene üst üste şampiyon yapıp, uzanamayan kedi misali rakip takip taraftarlarının "Süt Kupası" olarak nitelendirdiği, dönemin adıyla UEFA Kupası'nı müzeye kazandırmıştı. Eski Açık Sarı Desene filmindeki gerek canlı sahnelerle soyunma odasında gerekse de oyuncu konuşmalarıyla beyinlerine kazınan Fatih Terim figürü çok net bir biçimde görülüyor aslında.

Terim, taktik, disiplin, oyun bilgisi&becerisi vs. teknik yeteneklerin öneminin yanında oyuncu himayesi, çevre, baskı kaldırabilme vs. gibi önemli diğer işlevlerinde bir teknik direktörde olması gerektiğini tüm Türkiye'ye kanıtladı ve bu konuda ülke çapında bir devrim yarattı. O dönem oynayıp şu an antrenörlük yapanların bir çoğunda bu etkiyi gözlemleyebiliyoruz.

Tolunay Kafkas bu konuda formülü tutmuş, enfes bir karışım misali dimdik duruyor karşımızda. 93-97 arası çalıştığı Şenol Güneş ve 97-99 arası çalıştığı Fatih Terim'in kusursuz karışımı olmuş. Önce Kayseri'de ardından futbol olarak bitmeye yüz tutan Gaziantepspor'da çok önemli işlerin altına imza atan teknik adam, 2006 yılında Şampiyonlar Ligi'nin resmi dergisi The Champions'da "Gelecek vaadeden 20 Teknik Direktör" listesinde Ertuğrul Sağlam ile beraber yer aldı.

Kilidi açabilmek için anahtara sahip olunması nasıl su götürmez bir gerçekse, başarılı teknik direktörlük yahut diğer bir deyişle antrenörlüğünü yaptığın takımı başarıya taşıma kilidinin anahtarı da ekol yaratma şeklinde çıkıyor karşımıza. Belkide Dünya'nın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusundan biri olan Hagi, bu anahtara sahip olabilseydi herşey çok daha toz pembe olabilirdi; anahtarsız kilit açılmıyor malesef.

2 Mart 2011 Çarşamba

10 Milyon €'nun Karşılığı


2010-2011 sezonunun en verimli maçı olduğu kanatine de varılabilir aslında Gaziantep maçı için. Özellikle de eşleşmenin ilk ayağında ki maça nazaran "Mekan Oynatıyor" tezini doğrularcasına oynanan rövanş karşılaşması işler yolunda izlenimi versede aslında işler pek de yolunda değil.

2. Hagi döneminde ligde 15 haftayı geride bıraktık. Taraftarında desteğini fazlasıyla alan Hagi, beklentilerin fazlasıyla altında kaldı. Gerek ligde, gerekse de kupada istenilen noktadan 24. hafta itibari ile çok uzakta olan takım 2011-2012 sezonu içinse Avrupa'ya veda etti bile. Ligde şampiyonluğun matematiksel hesaplara kalışı, gerçek hayata dönüldüğünde ise imkansızlığa kalışı ise 2000 ruhunu yaşamış bir teknik adama yakışmayan türden.

Maç genelinde konuşmak gerekirse, sezonun en isteyen oyunu olarak benzetme yapabilir, ancak açılış maçını saymazsak Arena'nın ilk beraberliğinin alındığı maç olarak tarihe geçen bir maçta oynanan oyun özlenen Galatasaray oyunuydu. Hagi'nin Neill ve Cana pozisyon ısrarının ne kadar gereksiz olduğunu cümle alem anlayıp eleştirirken, Hagi'nin bu yoldan dönmeyişinin nedenlerini bir taraftar olarak gerçekten fazlasıyla merak ediyorum. Milli takımda dahi stoper oynayan Neill, Marsilya'da ön libero mevkinde efsane olmuş Cana'nın tam tersi rolleri üstlenmek zorunda kalmaları, özelliklede maç minvalinde ilk kez Neill adına bu kadar göze battı. Maç boyunca ismini dahi çok az duyduğumuz Neill'ın verimsizliğinin temel nedeni oynadığı mevki olduğu Mecidiyeköy'den bile görünen, yürek yakan acı bir gerçekti. Düşünün ki efsanevi solist James Hetfield davul çalmayı bilmesine rağmen, dünyanın en efsane davulcusu Lars Ulrich'in yerine bir konserde davul çalmasına benzer bu değişim. İnsan hayatı boyunca sayılı defa izlenebilecek bir Metallica konserinde karşılaşılan bu manzara, TT Arena'ya ölüm kalım maçı için giden taraftarın karşılaştığı manzara ile aynıdır, acı vericidir!

Devre arasında alınan Culio, Kazım, Zapata, Stancu, Yekta transferlerine harcanan toplamda 10 milyon € karşılığında alınan başarı ise 24. hafta itibari ile ligde 10., kupadan elenmiş bir konumda olmaktır. Geleceğin ise sadece STSL ve ZTK ile sınırlı kalmış olduğuysa acı veren diğer bir unsurken, sosyal medyada trend olan #dayangalatasaray hashtag'i bile artık kar etmiyor.

NOT: Maçtan önce "Galatasaray Gaziantepspor'u eleyerek yarı finale yükselebilir mi?" diye sormuştuk. Anketimize katılan 11 kişiden, 9'u Hayır, 2'si de Evet yanıtını vermişler. Ankete katılanlara teşekkür ederiz.


21 Şubat 2011 Pazartesi

1 Hafta 4 Maç


Bir Galatasaraylı olarak 1 haftada 4 maç izlemem ironik oldu. Zira futboldan soğumuştum. Öte yandan birkaç zamandır beni futbol anlamında tatmin edemeyen takımımın dışında maçları izleyerek futbol sevgimi tatmin etmiş oldum.

Gelelim maçlara..ilk maçımız olan Fenerbahçe- Kayseri maçını arkadaşmın boşa çıkan kombinesi sayesinde izledim. Tarih 14 şubat 2011. Olsa olsa Kocaeli Anadolu Liseli kanaryalar olabilecek bir 3 lü olarak tribündeydik. (Türklüğümün İnsanlığımın önüne geçemediği gibi Galatasaraylılığım da futbol sevgimin önüne geçemedi. Zira o 3 lü arasında bir Galatasaraylı bir Beşiktaşlı ve bir Fenerli idik). Ama tarih itibariyle maçın önüne “Sevgililer Günü” geçti. Önce Fenerli arkdaşımın sevgilisiyle buluşmasına “baltalık” ettim sonra da Beşiktaşlı arkadaşımın sevgilisininin “şaka yapıyorsun, maça gitmiş olamazsın tepkisine canlı şahitlik ettim.(bana her sevdadan kalan sadece
Galatasaray :P) Maçtan ziyade “kameramana para versek de bir jest yapsak” düşüncesi sardı bizleri. Ama muhtemelen “yenge” maçı izlemezdi..En son evinin önüne gidip ayakkabı boyasıyla apartman önüne bir not bırakma fikri çıktı ama aramızda bir Tarık Akan yoktu..

Bu maçtan bana kalan niye pas yapmanın önemli olduğu ve tek başına topu alıp gitmenin çare olmadığıydı. Türk Futbolunun mahalle maçlarından farksız olduğunu gördük. Ha bir de Kayseri’nin 40 numarasının ne kadar yetenekli ama “dümenci” olduğunu gördük. Futbol tabiriyle dümencinin karşılığı “takım disiplininden uzak” oluyor.

Bir sonraki maçım Arsenal-Barcelona maçı idi. Televizyondan izlediğim bu maçta Barcelona’nın üşengeçliğini gördüm. Pastan vazgeçip de çalıma girdiklerinde Barcelona’lı da olsa futbolcuların nasıl beceriksizleştiğini. Ha bir de “futbol bir hatalar oyunudur” lafını İlker Yasin’in söylediği izlenimine kapıldım.

Sonra yalnız kaldığım bir Cumartesi günü, o an itibariyle görememiş olduğum Ttnet Arena’ya bir bilet buldum.Daha doğrusu maça gitmeyen birinin kombinesine kondum. Ama öncesinde hayat üzerine konuştuğum bir arkadaşla yaşadığım diyalog damgasını vurmuştu; Cruyff "aslında futbol basit bir oyun ama futbolu basit oynamak zor demiş, e dar alanda kısa paslaşmalar filminde de futbol fena halde hayata benzer diyorlar,o zaman Cruyff un sözünde futbol yerine "hayat" dersek şeklinde diyalog yaşamıştım.(yerine koyma metodu, bkz; matematik) Stad olmuş. Hele o koltukların önündeki direklere hayran kaldım. Haftanın en kötü maçı fena sayılmayacak bir golle galip gelmemizi sağladı. Sonrasında kombineyi temin eden, fakülteden arkadaşımla bir “silindirik paraboloid” tartışmasına girsek de Ttnet arena ve Galatasaray ile ilgili günü lafı ondan geldi; “Çerçeve güzel ama resim kötü!”

Son maçım ise derbiydi. Süpriz bir ziyaret gerçekleştiren babamla izlediğim maçta, İbrahim Toraman’ın gol atarak yaşadığı duygusallık benim babamla olan sohbetimin yanında bir hiç kalırdı emin olun!

Sonuç olarak bir hafta böyle futbolla dolu dolu geçti..

11 Şubat 2011 Cuma

Türk Futboluna dinamit koyanlar!

İzleyin! Ahmet Çakar'ın futbola bakış açısını kendi ağzından dinleyin. "Taktik, teknik anlatılan programlar izlenmiyor!!"


AHMET ÇAKAR: "HINCAL ULUÇ TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK POLEMİKÇİSİ"
Yükleyen MarketingTurkiyeTV. - Tüm sezonlar ve tüm bölümler

9 Şubat 2011 Çarşamba

Offside


Aslında Jafar Panahi'nin 2006 yapımı Offside isimli filmini arıyordum ama İsveç yapımı başka bir Offside ile karşılaştım. Özetle film, Amatör bir takımın ligde kalma mücadelesi üzerinden kahramanların hikayesini anlatıyor. Babası takımın eskilerinden olan Anders, babasına olan saygıdan ve futbola olan sevgisinden ötürü yaşadığı yerden ayrılamayan, bu nedenle iş bulamamış ve ailesi ile yaşayan bir adam. Takım, Stenfords BK, kendini Liverpool'la özdeşleştirmiş. Alınan sonuçlar berbat. Sonra bir gün takımın en 'paralısı' Liverpool'da efsanevi oyuncu Duncan Miller ile karşılaşır ve takımlarında oynamaya ikna eder. Duncan futbolu 10 sene önce bırakmış ve her İngiliz gibi bira göbeğini büyütmüş bir adamdır. Gördüğü muameleye şaşırsa da Anders'e artık oynayamayacak durumda olduğunu söyler. Anders yine de oynamasını en azından takım arkadaşlarına moral olacağını ve yıllarca Premier Lig de oynamış biri için bu seviyede futbolun sorun olmayacağını söyler. Duncan kabul eder ancak ilk maçında 5 dakika içinde kırmızı kart görüp oyundan atılır. Daha sonra madem oynamıyorum neden antrenör olmiyim der ve olaylar gelişir..Duncan Miller da kim, madem efsanevi ben neden tanımıyorum demeyin çünkü öyle bir oyuncu yok:) Keyif veren bir futbol filmi.İzleyin derim.

SAMN Blogspor'da


01.12.2010 BlogSpor (www.scarfaroundmyneck.com) PART I
Yükleyen Mustafa_Bilir. - Daha fazla spor videosu.



01.12.2010 BlogSpor (www.scarfaroundmyneck.com) PART II
Yükleyen Mustafa_Bilir. - Daha fazla spor videosu.

01.12.2010 tarihinde ki yayına blogumuz konuk olmuştu. Her ne kadar program Begüm Kıratlılar'ın kanaldan ayrılışı ile şimdilik son bulsa da, yazarımızı konuk eden başta Şaban Petek olmak üzere tüm SkyTürk Spor Servisi çalışanlarına gösterdikleri eşsiz nezaket ve yardımseverlik için çok teşekkür ederiz.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Ryan Giggs #11

" Hatırlıyorum da, ilk kez soyunma odasına girdiğimde Steve Bruce, Bryan Robson ve Mark Hudges'i gördüğümde saygıyla karışık bir korku hissetmiştim. Şimdiyse en yaşlı benim "

Q: Bu senin Premier Lig'deki 20. yılın. Bu zaman dilimi içerisinde İngiltere futbolunda ne gibi değişiklikler oldu?

Giggs: Bence hazırlık tarafı gözden uzak bir şekilde gelişme gösterdi. Artık oyuncular kendilerine nasıl bakmaları gerektiğini, ne içmemeleri gerektiğini, ne yemeleri gerektiğini ve buna benzer bir çok şeyi biliyorlar. Oyun, şimdiki dönemde çok hızlı oynanıyor. Bu nedenle her zaman fiziksel kondisyon olarak en üst seviyede olmalısınız, aksi takdirde performansınız düşer ve sakatlanabilirsiniz. Muhtemelen bu en büyük değişim.

Q: Old Trafford'da değişmeyen tek şey ise Alex Ferguson. Onun yönetim sistemi nasıl gelişti?

Giggs: Eskiden olduğundan çok daha olgun. Birçok kişinin kullandığı "hairdryer treatment*" sistemini çokda üzerimizde hissetmiyoruz, kulüpteki her kişi kendinden ne beklendğinin farkında. Disiplin hala var, fakat farklı bir şekilde.

Q: 9 sene önce emekli olacağı söyleniyordu fakat "Sir" tam tersi bir karar aldı. Sence, Premier Lig Şampiyonu ünvanını yada Şampiyonlar Ligi'ni zirvede bitirdiği bir gün bu kararı alır mı?

Giggs: Dürüstçe söylemeyim ki bunu bilmiyorum. Tek söyleyebileceğim, performansının düşmesi ile ilgili hiçbir izlenim vermedi bana. Menajerle ilgili harika olan şey, her daim devam edebilmesi, takımını yeniden yaratabilmesi ve kulübe başarı kazandırabilmesidir. Manchester United için duranların beklentilerini çok iyi anlıyor ve tüm enerjisini bu beklentileri karşılayabilmek için harcıyor Ferguson. Böyle bir arzuya sahipken, yaşın pekde bir önemi kalmıyor.

Q: Peki ya sen. Bu senin son sezonun olabilir mi?

Giggs: Bu soruyu bende kendime çok defalar soruyorum, fakat açıkcası halen karar verebilmiş değilim. Eğer United'ın ve kendimin adalet mekanizmalarına sadık kalabiliyorsam, menajerimde devam etmemi istiyorsa bir sezon daha oynayabilirim. Tam tersine, şuanda menajerimle aram çok iyi ve buna birgün birlikte karar vereceğiz. Şuanda işler yolunda gidiyor, sezon sonundaki duruma göre tekrar bir değerlendirme yapıp karar veririz.

Q: 30 yaşlarındayken senin oyun stilinden bir değişim oldu mu?

Giggs: Eskiden alışık olduğum gibi, kaleyi bombalayamıyor ve kanatlardan çizgiye inemiyorum. Fakat tecrübelerim bana topu nasıl daha iyi kullanacağımı, doğru pas atabilmeyi ve daha iyi boşlukları değerlendirebilmeyi öğretti. Sakatlıklar konusunda ise şanslıyım, halen sahaya adımımı atabiliyorum. Son olaraksa halen futbola aşığım, bunda en ufak bir değişiklik bile olmadı.

Q: 11 Premier Lig ünvanı, 2 Şampiyonlar Ligi kupası, 4 FA Kupası ve 4 Lig Kupası kazandın. Seni motive edebilecek ne kaldı?

Giggs:
Kariyerimin sonuna doğru yaklaştığımın bende farkındayım. Belli ki sonsuza dek bu oyunu oynayamam, bu yüzden her yeni başlayan sezon daha değerli oluyor. Emekli olmadan evvel, kalan bütün vaktimi açlığımı doyurması için kupa kazanmaya adayacağım. Ayrıca, United formasını sırtıma geçirebilmek de eskiden olduğundan dha fazla gurur verici.

Q: Soyunma odasındaki görevin tam olarak nedir?

Giggs: Belirlenmiş bir rolüm yok aslında ama tecrübelerimle bana ihtiyaç duyan genç arkadaşlarıma yardım edebilmek için oradayım.
Hatırlıyorum da, ilk kez soyunma odasına girdiğimde Steve Bruce, Bryan Robson ve Mark Hudges'i gördüğümde saygıyla karışık bir korku hissetmiştim. Şimdi yaşlı ve tecrübeli olan ben olduktan sonra o yılları hatırlayınca yaşananlar çok ilginç geliyor.

Q: Geçen yıl ki harika takımla karşılaştırma yapmanı istesek bu yıl ki takımı nasıl kıyaslardın?
Giggs: Her tarafı farklı, bu nedenle karşılaştırmak haksızlık olur. Inanılmaz futbolculara, bazen inanılmaz takımlara sahip olduk ve daha sonra yeniden yaratmak zorunda kaldık. Amacımız her zaman bu inanılmaz tarafların benzerlerini yaratmak oldu. Sir Alex, bazı çok yetenekli gençlerle, gerektiğinde katkıda bulunabilecek tecrübeli oyuncularla harika bir grup oluşturuyor. Dürüst olmak gerekirse, olduçka iyi bir durumda olduğumuzu söyleyebilirim.

Q: Manchester City'nin yaptığı tuhaf harcalamalar hakkındaki düşüncelerin neler? Bunun futbol için kötü birşey olduğunu söyleyebilirmiyiz

Giggs: Hayır bunu söylemem. City taraftarları şuanda büyük bir rüyayı yaşıyorlar ve kendilerine bol şans. Çok kısa bir süre içerisinde bütün bu pahalı oyuncuları kulübe gelirken gördüler - ki bu hayatlarınca tahmin edemeyecekleri birşey. Peki bu United ile City arasında ki rekabeti yoğunlaştırır mı? Sanırım ki evet, çünkü artık City'de ünvanın peşinde olacaktır. Bugüne kadar iyi geldiler ama şampiyonluk ünvanı için anahtar ipuçu, haftalık performansların tutarlı olmasıdır. Nasıl olacaklar hep beraber göreceğiz.

Q: Kramponları astıktan sonra Ryan Giggs için sıradaki nedir?

Giggs: Şundan eminim ki 20 yıldan sonra veya diğer bir deyişle onca yıl aynı şeyi yaptıktan sonra hayatımda büyük bir boşluk olacaktır. Şuanda menajerlik için gerrekli rozetleri topluyorum, bu yüzden bu bir yol olabilir benim için fakat şuanda odaklandığım tek şey oynamak. Biliyorum bu bir klişe fakat, şuanda bir oyun bile benim için çok önemli.

Yazı kaynak: February 2011 World Soccer Magazine
Fotoğraf kaynak : Flickr